17 Haziran 2015

Kürdofobik Birey ve Devlet Aklı -1-

YPG ve YPJ güçlerinin Kobane’de IŞİD’e karşı elde ettiği tarihi ve stratejik zafer sonrasında, YPG/J güçlerinden IŞİD’e karşı kazanılan yeni bir başka tarihi ve stratejik zafer bu sefer Tel Abyad’da geldi.

Efrin, Kobane ve Cizire adındaki üç kantondan oluşan Rojava bölgesinde, Kobane ve Cizire kantonu arasındaki bölgede stratejik bir nokta olan Tel Abyad (Gre Spi) uzunca bir süredir IŞİD denetimi altındaydı.

Suriye’de yıllarca yok sayılmış ve belki de Ortadoğu coğrafyasındaki Kürtler içinde en fazla mağdur edilenlerden olmuş Suriye Kürtlerinin elde ettiği başarılar elbette Türkiye’deki bazı çevreleri de Kürdofobileri nedeniyle rahatsız etmekte.

Kuruluşundan bugüne Cumhuriyet tarihi boyunca ve hatta Osmanlı’nın son dönemlerinden bugünlere devrolunan bir fobi, eski şiddetine sahip olamasa da hala varlığını devam ettirmekte.

Türkiye’nin klasik devlet aklının genetik bir kalıntısı olarak, kendi sınırları içindeki veya dışındaki Kürtlere karşı özenle yerleştirilmiş o hastalıklı zihniyet ürünü Kürdofobi, (Kürt kimliğinden korkan ve onu hor görüp, aşağılayan) ne yazık ki hala varlığını sürdürüyor.

Kürdofobinin hala devam ettiğini Suriye Kürtlerinin Rojava’da yaşayan sayıca az olsalar da diğer halklarla da omuz omuza vererek elde ettiği kazanım ve başarılar sonrasında şimdi yeniden karşılaşmaktayız.

Bazı yazar, yorumcu ve analistlerin bireysel Kürdofobik yaklaşımlarının yanında daha da önemli bulduğum, bu yaklaşımın devlet nezdinde hala ‘’Kırmızı Çizgiler’’ denilerek keyfe keder yani iktidarların konjonktürel arzularına göre gerektiğinde çekmeceden çıkarılıp topluma pompalanması.

Her ne kadar şu an henüz yeni bir hükümet kurulmuş olmasa da, 13 yıl sürmüş AKP iktidarının, IŞİD ile dostane Suriye Kürtleri ile hasmane olan politikalarında yürüttüğü Kürdofobik ve Kırmızı Çizgili zihniyet halen hakim görünüyor.

Bugünlerde bazılarının topluma korku pompalarken kullandıkları temel söylemler de özetle şunlardan ibaret ;

‘’Sınırımızda bir Kürt devleti kurulmasına izin vermeyiz, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız. Oralarda yeni Kürt devletleri kurulursa Türkiye’deki Kürtler de devlet kurmak isterler, bölünürüz.’’

O halde bu yaklaşımlara biraz tarihçe geriden gelerek, yani Irak’tan başlayarak ve sonra Suriye’ye bir projeksiyon yaparak daha yakından bakalım.

Irak ile ilgili geçmişteki Kırmızı Çizgilerden bugüne nasıl gelindi, ticari ilişkiler ne düzeyde, kısaca sıkılıkla kullanılan ancak doğru bilinmediği için başka yapılarla özdeşleştirilen, YPG nedir, YPJ nedir, kanton nedir, kantonların demograik yapıları nasıldır gibi konulara kısaca değinerek, bugün içinde bulunduğumuz durumu anlamaya çalışalım.

Hafızalarımızı Tazeleyelim....

Irak’tan başlayalım hafızalarımızı tazelemeye, oradaki Irak Kürdistan Federe Devletinin kuruluşu öncesi neler yaşanmıştı sonra nereye gelindi birlikte hatırlayalım.

Bir zamanlar Türkiye Devleti, Kürt liderler Barzani ve Talabani'yi Sınır Karakolu Komutanlarına veya en fazla İlçe Kaymakamlarına muhatap ederdi.

Aynı Kürdofobik Türkiye Devlet Aklı, Merhum Özal’ın aynı Kürt liderleri Cumhurbaşkanı düzeyinde kabul etmesi sonrası, neredeyse Turgut Özal’ı vatan hainliği ile bile suçlamıştı.

Sonrasında nasıl olduysa Merhum Demirel de, Merhum Özal’ın açtığı bu doğru yoldan devam etmiş, belki de etmek gerektiğini bir şekilde anlamış ve Irak Kürdistan ile Türkiye ilişkilerinde bugünlere kadar gelinmişti.

Kürdofobik devlet aklına rağmen nasıl olduysa 1991 yılında Demirel ‘’Kürt realitesini tanımak lazım’’ demişti.

Demişti demesine ancak, tabi yine kendilerinin herkesten daha çok vatansever olduğunu iddia eden ve öyle gören bazı Kürdofobik çevrelerce kıyametler de koparılmıştı.

Fakat sonuç itibariyle Türkiye, vaktiyle ‘’kırmızı çizgimiz’’ diye tanımladığı, ‘’Kuzey Irak ta özerklik olmaz, ayrı bir Federasyon olmaz’’ şeklindeki söylemlerini de zaman içinde çoktan terk etmişti.

Hatırlayanlar olacaktır, zaten Türkiye’nin bu türden ‘’kırmızı çizgileri’’ ne Kürtler ne ABD ve ne de diğer global denge unsurları tarafından hiç ciddiye alınmamıştı.

Kırmızı Çizgileri bir yana bırakın, 2010 yılında çok yerinde bir kararla Türkiye olarak Erbil’de bir Başkonsolosluk bile açmıştık.

Öyle sular akmıştı ki o kırmızı çizgilerin üzerinden bugüne ve o kırmızı çizgiler öyle itina ile pembeleştirilmişti ki, artık Türkiye ve Irak Kürdistanı arasındaki ilişkiler her iki tarafı da ihya edecek boyutlara ulaşmıştı.

Nasıl mı ? Şöyle ki ;

Irak Kürdistanı özellikle petrolden elde ettiği gelirle yaptığı ticaretin yaklaşık %80 ini Türkiye ile yapar duruma gelmişti.

Irak pazarlarının % 80’ini Türkiye menşeili ürünler doldurmaya başlamış ve bu ticaretin boyutu ise Türkiye açısından 2010 yılı itibariyle 5,2 Milyar USD lik bir dış ticaret hacmine ulaşmıştı.

Bu hacmin 2014 yılı sonu ile 20 Milyar USD ye çıkarılması ise Haziran 2010’da Erbil’de yapılan bir toplantıda taraflarca kararlaştırılmıştı.

Bu rakamların önemini daha iyi anlamak için Türkiye’nin tüm Afrika ile olan ticaret hacminin ise yaklaşık 7 Milyar USD seviyelerinde olduğunu belirtmekte fayda var.

Devam edecek...

Hoş Kalın

15 Haziran 2015

Seçmene Sağır mısınız ?

Seçimlerden önceydi..

18 Nisan’da ‘’Koalisyon Öcü Değil’’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım...

Seçim sonuçlarının karşımıza koalisyon hükümeti getireceğini düşünerek...

Ben demiştim sıradanlığını yapmak değil maksadım...

Bu küçük hatırlatma ile bugünlerde güncel olan hangi koalisyon olmalı konusundaki düşüncelerimi paylaşayım..

AKP-MHP ihtimali...


Önce şu medyanın koalisyonun kilit partisi MHP tanımına bir çatayım...

Bir kısım medyaya sorarsan kilit parti HDP ile aynı sayıda milletvekili çıkarabilmiş MHP...

Neden kardeşim ? Niye MHP ? HDP’den neyi fazla ? İkisi de 80 vekil çıkarmadı mı ?

Bahçeli, ikidebir onunla, şununla koalisyon yapmam dediği için mi kilit parti MHP...


Yoksa idealinizdeki koalisyona MHP’yi mutlaka konumlandırmak üzere algı mı oluşturmak derdindesiniz ?

Veya manşetleriniz dikkat çeksin diye mi bu MHP’ye gaz verişler...

Ha birileri de Bahçeli’nin sert tavurlarına takık vaziyette bu ara...

Ya kardeşim siz Bahçeli’nin böyle ‘’sert’’ yaptığına ne bakıyorsunuz ki...

En sıkıştığı zamanlarda TBMM’de AKP’nin imdadına yetişen parti değil miydi MHP...


Ne çabuk unuttunuz...

Nereden biliyorsunuz Bahçeli’nin koalisyon pazarlığı çıtasını yükseltmek için böyle yapmadığını...

Sonradan bir şekilde AKP ile anlaşmak niyetinde olmadığını nereden biliyorsunuz...

AKP ve Erdoğan için yine ‘’kurtarıcı’’ olmayacağının bir garantisi mi var...

Kurtarıcı derken haklarındaki yolsuzluk ve diğer iddiaları diyorum elbette..

Bu arada, hükümete yakın MÜSİAD gibi sivil toplum kuruluşlarının da AKP-MHP koalisyonuna hevesli görünmesi, AKP medyasının da bunu topluma pompalama gayreti de düşündürücü...

Tek başına bu heveskarlık bile, bana AKP-MHP koalisyon formulünün seçmenin beklentilerine ve son seçimlerde verdiği mesaja uygun düşmediğini ifade ediyor...

AKP-MHP koalisyonu olursa, buna eski tas eski hamam demek hiç de abes olmayacak...

Üstelik bir de işin yoksa MHP’nin Çözüm Süreci konusunda takınacağı zaman kaybettirici tavırlara da katlan dur...

AKP-CHP ihtimali...


Bakın bu kulağa daha hoş geliyor aslında değil mi...

Hem sonuçlara göre birinci ve ikinci partilerin bir koalisyonu demek olur hem de biri sağda diğeri solda diyebileceğimiz için iki farklı kesimi de ortaklaştırır...

Hatta gözbebeğimiz Çözüm Süreci’ne CHP’nin MHP’ye göre daha iyimser tavır takınacağını da varsayarsak, sanki daha bir mantıklı gibi...

Lakin burada da bir başka bit yeniği durum var...

O bit yeniği, olası bir AKP-CHP koalisyonunun temellerinin Erdoğan ve Baykal tarafından atılmış olması...

AKP ve CHP genel başkanları dururken sen kalk görüşme yap...

AKP ile CHP bir koalisyon yapacaksa, yapmak istiyorsa size ne oluyor...

Sizler parti genel başkanları mısınız da alelacele görüşme yapıyorsunuz...

Durun durun, yoksa seçimin birinci partisi olmasına ragmen mağlubu olan AKP ve  

Erdoğan’a Sayın Baykal yeni bir koltuk çıkma girişiminde mi bulunuyor...

Öyle ya, Baykal’ın yaptığı ‘’iyiliği’’ kim yapmıştır ki Erdoğan’a vaktiyle...

Siirt diyeyim siz hatırlayın...

Tam şu anda ‘’kaset mevzusuna rağmen mi’’ dediniz değil mi...

Ya, o zaten ‘’özel değildi ki, geneldi genel’’...

Açıkçası, sayın eski Cumhurbaşkanı Gül’ün de, meşhur twitinde dediği gibi, insan gerçekten hayret ediyor...

Sen kalk biraraya gel, tam da yeni hükümet kurulmaları gündemdeyken apartopar görüş...

Kim inanır sizin görev ve yetkiniz dahilinde olmadığı halde ‘’nasıl bir koalisyon kuralım’’ değerlendirmesi yapmadığınıza...

Hani Kılıçdaroğlu ve Davutoğlu görüşmüş olsa bi derece anlayacağım ve içim rahat edecek ama yok öyle değil işte...

O balık baştan koktu maalesef.

***


Hepsini bir kenara bırakın...

Seçmen, AKP yeniden iktidar ortağı olsun diye mi,

Yeni hükümetin dizaynında yine AKP bulunsun diye mi muhalefeti bu kadar güçlendirdi...

AKP iktidarda baki kalsın diye mi HDP’ye teveccüh göstererek barajı darmadağın etti...

Benden söylemesi,

İçinde AKP olan bir koalisyonda yer alacak tüm partiler AKP ile birlikte bugünlerde oldukça muhtemel görünen çöküşe peşinen razı olmuş demektir.

Seçmenin iktidardan indirdiği AKP ile koalisyon yaparak onu iktidar ortağı kılmak seçmenin muhalefet partilerine verdiği görevi anlamamaktır...

Siz değil miydiniz HDP'yi seçim öncesi ''AKP ile anlaştılar, danışıklı dövüşüyorlar'' diye suçlayan...

Şimdi tüm bu sözler üzerine mi CHP ve MHP kalkıp AKP ile ortaklık kuracak...

Hiç mi seçmenlerine karşı, topluma karşı utanıp sıkılmayacaklar,

Peki ya, MHP ve CHP'nin seçmenleri, partileri AKP ile ortaklık kurduklarında bir sonraki seçimde bunun hesabını partilerinden sormazlar mı...

Siz bilirsiniz...


İlla da istiyorsanız, gidin AKP ile koalisyon yapın, onunla ortak olun ki bizler de daha birçok tuhaf düğüne, davete, açılışa, polisin gaz fişekleriyle çocuklarımızın öldürülmesine, yeni Roboskilere, Dağlıcalara, Aktütünlere, TIR lar dolusu uluslararası ‘’yardım malzemesi’’ sevkiyatlarına falan hep birlikte şahitlik edelim...

Gidin AKP ile ortak olun koalisyon kurun ki, ülkenin 13 yılını mahvetmiş Siyasal İslamcılık zihniyeti bu ülkede sayenizde varlığını sürdürebilsin...

O zihniyetin varlığını sürdürtün ki, bu millet de bir sonraki seçimde, Bahçeli'nin meydan konuşmalarında kullandığı tabirle ''alayınızı'' o sandıklara 2002 dekine benzer şekilde gömüversin.

İçinde AKP olan her türden koalisyon veya AKP azınlık hükümeti, yolsuzluk iddiaları ve Yüce Divan konusunda bilinmelidir ki zaafiyetli olacaktır...

Peki kimler koalisyon yapmalı...


Hemen söyleyeyim...

En tehlikelisi olarak gördüğüm AKP azınlık hükümetini saymazsak,

Geriye bence en doğrusu olan bir seçenek kalıyor, o da dışarıdan olabildiğince HDP destekli bir CHP-MHP koalisyonu...

Hemen aklınıza ya Çözüm Süreci ne olacak sorusu gelebilir...

Hiç telaş etmeye gerek yok bu konuda...

MHP ve HDP arasındaki Çözüm Süreci konusundaki problemi ben aslen suni ve siyaseten abartılmış bir problem olarak görüyorum...

MHP ve HDP süreci yürütemez diyenlere de katılmıyorum.

Örneğin Güney Afrika’ya veya diğer yurt dışı örneklere bakın, göreceksiniz ki barış süreçleri genelde en uçtaki karşıt görüşlü partiler arasında gerçekleşmiştir...

Zaten son seçim sonuçları da göstermiştir ki toplum Çözüm Sürecini, HDP’yi %13 gibi bir oranla barajı geçirterek HDP üzerinden TBMM’ye taşımıştır...

Çözüm Süreci esasen zaten herhangi bir partinin veya liderin tapulu malı değilken, mevcut seçim sonuçları ile süreç, artık daha belirgin şekilde TBMM’yi yetkilendirdiği bir olguya dönüşmüştür.

Welhasılıkelam,

Seçim sonuçlarının işaret ettiği ve toplumun beklentilerini karşılayabilecek en doğru koalisyon modelinin dışarıdan olabildiğince HDP destekli bir CHP-MHP ortaklığı olduğunu düşünüyorum.

Böyle bir hükümet kurulabilirse, Erdoğan’ın erken demekten çekindiği bir erken seçime bile gerek kalmayabilir...

Hoş Kalın

13 Haziran 2015

Filika Telaşı

Noluyor kardeşim, nedir bu telaş...

Daha düne kadar yere göğe sığdıramıyordunuz,

Bir AKP türküsü tutturmuş, gece gündüz çalıp söylüyordunuz...

Türkiye size dar gelmişti, yetmemişti...

Reisiniz, patronunuz için söylediğiniz ‘’Türkiye’nin lideri’’ sıfatı ile yetinmemiştiniz,

Önce İslam Alemi sonra da Dünya Lideri diye tanımlamış, bunu dilinizden düşürmemiştiniz.

Ne günlerdi yaa, değil mi...

Seçim sonuçları belli oluncaya dek iktidar eteğine tutunmuş, öylece beklemiştiniz...

Kendinizden oldukça emindiniz...

Yüzde 45’li 48’li sonuçlar cepte keklik diye pek bir keyifliydiniz oysa...

Bedelini ödeyip yaptırdığınız anketler toplumu psikolojik olarak da hazırlamıştı bu sonuçlara değil mi...

Nereden bilecektiniz ki, 10danSonra gibi Oy ve Ötesi gibi, muhalefetteki tüm partilerin gönüllüleri gibi insanlar bu sefer sandıklarda kuş uçurtmayacak...

Anlıyorum halinizi, sonuç hüsran tabi...

Ciddi ve büyük bir yenilgi...

Kolay değil hazmetmek...

Yok yok, size hazım için soda falan öneren basit espriler yapma derdinde değilim...

Tabi ki bazılarınız hala bu durumunuzu reddedip kabul etmeme pişkinliğini de gösterecektir...

Hatta, hala utanmadan kendini iktidar sanıp, sağa sola ahkam kesip, meydan okuma pişkinliğini de gösterecektir bazılarınız..

Böyle davrananlarınız şova başladılar bile,

Keyif ve kahkaha ile izliyoruz tabi bu hallerinizi de...

Şimdilerde ise, almış sizleri bir telaş,

Bakıyorum, peşpeşe AKP’yi eleştiren ve AKP’nin neden son seçimde başarısız olduğunu anlatmaya çalışan yazılar yazıyorsunuz..

Bazılarınız, ben demiştim, uyarmıştım tavrına sığınarak sözüm ona önceden de eleştirmiştim edasında...

Bazılarınız ise anca seçim sonuçları açıklandıktan sonra kıvrak yazılarla tespitler, sözüm ona başarısızlık analizleri yapma telaşında...

Hoş, o ben demiştim diyenlerinizin bir çoğu da zaten AKP’nin alacağı başarısızlık iyice belirginleşmeye başladığında anca kenarından köşesinden bişeyler karalayabilmişti...

Zaten o yazdıklarınız da eleştiriden ziyade, AKP’ye umutlu tavsiye ve destek yazılarıydı...

Tabi canım, Zülf-i Yare dokunmadan tabi ki...

Nasıl dokunasınız ki, ucunda işsiz kalmak falan var değil mi ?

Hatta baksanıza muhalefet edenlerin yazdıklarının sonuçlarına,

Ya hapisteler, ya da haklarında onlarca dava devam ediyor...

Ne gereği var değil mi...

Zira iş, para, mevki, makam, tv programı, gazete köşesi gibi şeyler..

Sizler için doğrudan yana olmaktan her zaman daha önemli olmuştu...

Asıl telaşlı yazı ve eleştiriler seçim sonuçları belli olunca peşpeşe gelmeye başladı...

Burada isim isim verip sen sen sen demeye gerek yok, siz zaten kendinizi biliyorsunuz.

Eh zaten toplum da artık biliyor fark ediyor ve hakkınızdaki notu gerektiği gibi veriyor...

Eleştirmenin, hatta öz eleştiri yapmanın nasıl bir erdem olduğunu size anlatmaya kalksak,

Önce erdemli insan olmanız gereği hasıl olacak...

Zaten erdemli olsaydınız göz göre göre doğrulardan kaçıp eğriye doğru der miydiniz ki...

Kusura bakmayın, hiçbiriniz samimi gelmiyorsunuz...

Beni inandırmak gibi bir derdiniz olduğunu zaten düşünmüyorum lakin,

Hiçbiriniz, eteğine tutunduğunuz o iktidarı bugünlerde eleştirirken maksatlı olmadığınıza halkı da inandıramazsınız...

Bakın kardeşim,

AKP’yi eleştirmek, eleştirebilmekse mevzu,

AKP’yi eleştirmenin hakkını verenler ve inandırıcı olanlar kimlerdir biliyor musunuz...

AKP iktidarken ve en güçlü olduğu anlarda onu hain, kalleş, dönek, paralel gibi yakıştırmalara göğüs gerip eleştirmekten korkmayanlardır.

AKP iktidarken ve en güçlü olduğu anlarda onu eleştirirken hapse atılmayı, işinden kovulmayı ve yine de dik durmayı başaranlardır...

AKP cenahından gelen AKP eleştirilerinin hası, AKP iktidardayken, sonuçlar kestirilemezken ve iktidar nimetlerinden sonuna kadar nemalanırken yapılanlardır...

Seçim sonuçları öngörülmeye başlandıktan hemen sonra,

Hele de seçim sonrası durum netleştikten sonra yapılan,

AKP'li AKP eleştirilerinin batan AKP gemisinden kaçış ve filikalara binme telaşı olmadığına ahmaklar dışında kim inanır sanıyorsunuz...

Allah aşkına,

Bu millete, Türkiye halklarına, bak gördün mü nasıl eleştiriyorum, ben doğrucuyum diye tatava yapmayın artık...

Son ana kadar da iktidar eteğine tutunuk birer canlı türü olarak geldiniz bugünlere.

Ben sizlerin Kabataş videoları yayınlandığı gece o konudaki gerçek hissiyatınızı ve samimi yorumlarınızı da bilirim,

Ertesi gün ise utanmadan, sıkılmadan düşünceniz dışında kaleme aldığınız hakikatten uzak ama o konudaki AKP söylemine paralel destekçi yazılarınızı da...

Ben sizlerin saçma sapan internet yasakları konusundaki, yasağı yanlış bulan gerçek düşüncenizi de bilirim,

Ertesi gün kaleme aldığınız ve kendi düşüncenizin tam karşıtı, ancak AKP politikalarına uygun düşme çabasındaki yasağı detekleyen yazılarınızı da...

Size elli türlü yoldan, bakın yalaya yalaya iktidar dondurmasını önce siz bitireceksiniz,

Bu yanlıştır yapmayın etmeyin de dedik dostça ve defalarca...

Ve sonunda dediğimiz oldu değil mi...

İktidar dondurmasını dibine kadar yaladınız ve bitirdiniz.

Şimdi hiç boşuna çabalamayın, ağlayıp zırlamayın...

Siz de onunla eridiniz ve bittiniz...

Dün kalemini, fikriyatını, hissiyatını satan ve kiralayan oldunuz,

Bugün de yarın da siz büyük ihtimalle böyle olacaksınız...

Ben sizlere kısaca KGPD demiştim hatırlar mısınız...

Yani Kullanışlı Geridönüşümlü Plastik Demokratlar

İşte bu durumunuz değişmeyecek...

Ne yazık ki sizin karakteriniz bu....

Ama çoğunuzu birebir tanıyorum,

Oturup kalkmışlıklarımız var bir şekilde...

Onların hatırına, ben yine de sizlere duacı olayım...

Allah sizleri ıslah etsin...

Ya Hu ! Bu kadar telaş edip kaptanınızı üzmeyin...

Nerede kaldı biatınız, sadaktiniz...

***

Şimdilerde AKP gemisinin filikaları dolup dolup taşıyor....

En acıklı halde olanları ise filikalara dahi binemeyip gemide kalanlar,

Ha bir de tam binerken denize düşen ve üstelik yüzme bilmeyenler var...

İşin kötüsü onlara can simidi atan da yok iyi mi...

Hoş Kalın

12 Haziran 2015

Seçmen Kime Ne Dedi

Son genel seçim sonuçları, iktidara muhalif hemen tüm kesimler için ve elbette daha fazla demokrasi, eşit yurttaşlık ve daha fazla özgürlük talebinde olan seçmen için önemli bir eşik oldu.

Bu sonuçları nihai bir ‘’kazanç’’ veya ‘’zafer’’ olarak tanımlamaktan ziyade, sonuçları yeni bir dönemin işareti ve başlangıç noktası olarak değerlendirmeyi daha doğru buluyorum.

Tek adamlık veya yeni bir Milli etiketli Şeflik dönemine doğru iktidar tarafından hızla sürüklenen Türkiye halkı, bu tehlikeye karşı önemli bir çoklukla ‘’uyanmakta’’ olduğunun işaretini verdi.

Gelinen nokta toplum ve yarınları için umut verici olmasına rağmen, bu umut verici pozisyonun elde tutulabilmesi artık çok daha önemlidir.

Gelinen durumun daha iyi sonuçlara evrilebilmesi için, hem bireylerin hem de artık ‘’eski’’ olarak tanımlamamız gereken AKP iktidarına muhalif siyasi partilerin, asla gevşemeden halkın kendilerine verdiği görevi yerine getirmesi gerekir.

Seçim sonuçları üzerinden bir değerlendirme ile halkın seçimin kaybedeni olarak AKP ve Cumhurbaşkanına, sonrasında ise Muhalefete, HDP’ye özetle şu mesajları verdiğini söyleyebilirm.

AKP’ye ne dedi...

Geldiğiniz nokta yola çıkarken bize verdiğin söz ve vaatlerle örtüşmüyor.

Kuruluştaki parti programına bağlı kalacak şekilde veya daha iyisiyle programını yenileyerek kendini toparlamaya çalış.

Genel başkanının kim olduğuna artık karar ver ve Saray vesayetinden kurtul.

Size bir önceki seçimde olduğu kadar güvenmiyoruz, güvenimiz her geçen gün daha da azalıyor, dolayısıyla sizi artık tek başına iktidar olma ayrıcalığından alıkoyuyoruz.

Başta hakkınızdaki yolsuzluk iddiaları olmak üzere gereğini yapmadınız ve yargıdan kaçtınız.
Yargılanmadan yola devam etmenize müsade etmiyoruz ve bu nedenle adil şekilde yargılanmanız için de muhalefete görev ve yetki verdik.

Yolsuzluk, yasaklar ve yoksullukla mücadele sözü vererek geldiniz ancak bunu başaramadınız.
Üstelik Üç Y dediğiniz mücadeleye toplum sizin yüzünüzden ‘’yalancılığı’’ ifade eden manada bir Y daha eklemek durumunda kaldı.

Duble yollar, köprü, tünel deyip durdunuz ancak istatistiklere göre vaatlerinizin %70 i bile gerçekleşmedi.

En önemli vaadlerinizden olan, ne YÖK’ü kaldırdınız, ne MGK’yi kaldırdınız, ne de seçim sistemi ve siyasi partiler yasasını değiştirdiniz.

Yeni Anayasa vaadiyle toplumu 13 yıl boyunca uzlaşma kültürüne uygun olmayan bir anayasa komisyonu kurararak oyaladınız.

G-20 sıralamasında ülkeyi 19. Ülke konumuna getirdiniz.

Her gün bir başka yalanınız deşifre edildi ama bizlerin gözlerinin içine baka baka yalan söylemekten vazgeçmediniz.

Kardeşimiz dediğiniz masum insanlar Roboski’de uçaklarla bombalanarak katledildiler.

Onlarca çocuğumuz emrinizdeki polisin gaz bombası fişekleri ile ve kafalarından vurularak öldürüldü.

Binlerce insanımız, inşaatlarda, fabrikalarda, tersanelerde, madenlerde sizin yönetim, uygulama ve denetim beceriksizlikleriniz sonucu hayatlarını kaybettiler.

Lideriniz Erdoğan meydanlarda analarımızı yuhalattı,

Hain ilan etmediği kimse kalmadı,

Ölülerimizi bile ayrıştırdı,

Bizleri ötekileştirmekten, ‘’afedersiniz’ diyerek aşağılamaktan geri durmadı.

Vesayeti altında olduğunuz Saraydaki liderinizin ‘’sen kimsin ya’’ şeklindeki kibir dolu ve ayrıştırıcı diline toplumda maruz kalmayan neredeyse yoktu.

Böyle giderseniz ve kendinize çeki düzen veremezseniz, bir sonraki genel seçimde ve hatta çok daha öncesinde, ANAP’ın çöküşüne benzer bir kader ile karşılaşmanız çok muhtemel.

Erdoğan’a ne dedi...

Seni oylarımızla seçtik ancak şu Başkanlık hayallerini artık bırak, biz buna ülke olarak ne hazırız ne de şu an böyle bir sistem değişikliğinin gereği var.

Zaten senin bahsettiğin ve istediğin sistem, Başkanlık Sisteminin aslı ile uzaktan yakından benzer değil.

Hayalini kurduğun sistemin Esad’ın Suriye’deki, Kaddafi’nin Libya’daki sisteminden bir farkı olmadığını biliyoruz.

Makamında gereği gibi otur ve mevcut Anayasanın sana belirlediği sınırlar içine çekilerek Anayasal suç işlemeyi bırak ve sadece yüklendiğin görevi yap.

Namusun ve şerefin üzerine verdiğin tarafsızlık sözünü artık tutmalısın.

Hakkındaki hiçbir suç iddiasından gücü elinde tutarak veya yargıyı kendi vesayetin altına alarak kurtulamazsın.

Biz halk olarak senin en adil şekilde yargılanman için gerekli koşulların oluşturulması adına muhalefete ve TBMM’ye görev verdik.

Muhalefete ne dedi...

Bizler iktidara gereken uyarıyı yaptık ve ona verdiğimiz tek başına iktidar olma yetkisini elinden aldık.

Tüm muhalefet partileri olarak bizlerin ortak aklını yansıtacak şekilde bir ortak protokol hazırlayın.

Seçemene vaadettiğiniz ekonomik iyileştirmeleri hemen devreye sokun ve ekonomiyi tökezletmeycek tedbirleri acil alın.

AKP ve Erdoğan'ın bir erken seçim veya AKP azınlik hükümeti veya AKP'nin içinde bulunduğu bir kalıcı veya geçici hükümet kurulması tuzağına düşmeyin.

İktidarın İç Güvenlik Yasası gibi yanlış icraatlarını hemen durdurun.

İktidar ve mensupları haklarındaki yolsuzluk, silah kaçakçılığı, kara para ticareti, rüşvet, irtikap vs iddiaları ile ilgili olarak, onları adil şekilde yargılayın.

Parlamenter sistemi yeniden rayına oturtun.

Bu seçimlerde her birinize verdiğimiz yetkiye uygun olarak, beklentilerimizi hanginiz yerine getirir ve seçim öncesi taahhütlerine sadık kalırsa, bir sonraki seçimlerde bizler ona daha fazla destek olabiliriz.

HDP’ye ne dedi...

Söylemleriniz bizlere umut verdi, sivil siyasetteki ısrarınız ve barış adına çabalarınızı takdir ediyoruz.

Etnik temelli siyaseti terk edişiniz ve bölgesel bir siyasi parti olma durumundan tüm Türkiye halklarını kucaklayan bir siyasi anlayışa evrilmenizi doğru buluyoruz.

Seçim barajını yıkmanız için size birçok farklı kesimden az veya çok destek verdik ve Yeni Yaşam programınızı oylarımızla takdir ettik, bu yolu bırakmayınız.

Çözüm Süreci kapsamındaki tüm barış ve toplumsal demokratikleşme amaçlı faaliyetlerinizi daha etkin sürdürebilmeniz için sizi mecliste daha güçlü kıldık.

Bir sonraki seçimde sizi meclise daha güçlü taşıyabilmemiz için yenilediğiniz söylem ve politikalarınızı korumaya, onlara sadık kalmaya özen göstermelisiniz.

İktidara karşı yürüttüğünüz etkili muhalefetten memnunuz ve bu başarılı muhalefet duruşunuzu bu dönemde de devam ettirmenizi istiyoruz.

***

Seçmen kime ne dedi noktasında, daha onlarca şey sıralayabiliriz elbette, belli başlı ve aklımda kalan bence önemli olanları sizlerle paylaşmaya çalıştım.


Hoş Kalın
@cngzkync

10 Haziran 2015

Erdoğan - Baykal Görüşmesi

Erdoğan'ın "örtülü" özel danışman ekibinin Erdoğan'ı ve kendilerini kurtarmak için Baykal'a sarıldığı görüldü bugün.

Onlar hep Baykal ile yakınlardı zaten.

Daha önceki ''kurtarma'' planında da rol aldıklarını bilmeyen duymayan pek yoktur...

Bence AKP-CHP Koalisyonu yapılabilir sorun değil...

Türkiye'ye faydalı bile olabilir...

Lakin, ''Uzlaşı-Pazarlık'' ülkeyi değil de Erdoğan ve Yakın Çevresini ''kurtarmak'' ve bu arada Kılıçdaroğlu'nu tasfiye amaçlı olmamalıdır.

Erdoğan ve Baykal görüşmesine kimlerin kendilerinin ve reislerinin şahsi ikballeri için mihmandar olduğunu bilmesi gereken herkes biliyor.

AKP-CHP koalisyonu formülünü Saray muhalefetçe sıkça dile getirilen ve yargılanmaya giden süreçte süre kazanma olarak görüyor olabilir...

Saray belki de o sürede AKP'yi toparlarım hayalinde de olabilir...

Oysa AKP sonun başlangıcındaki ilk aşamayı son genel seçimde yaşadı ve bitişe doğru hızla koşuyor...

Yani toparlanma ihtimali şu aşamada oldukça zor....

Toparlanmayı bırakın, AKP'nin içinden yeni bir yapılanmanın farklı bir isim altında siyaset sahnesine çıkması bile olası...

Muhtemel bir AKP-CHP Koalisyonunun içeriği, Kılıçdaroğlu ile Davutoğlu görüşerek yapılırsa farklıdır, Erdoğan-Baykal görüşerek yapılırsa farklıdır...

Erdoğan-Baykal ile koalisyon konusunda konuşmuşlar ise, bu bir yerde CHP ve AKP Genel Başkanlarının iradelerini hiçe saymak anlamına da gelir.

Altını çizmek isterim, alelacele Baykal'ın geceyarısı aranması ve Kılıçdaroğlu'dan önce onunla görüşülmesi teamüllere aykırı ve kendi çapında mini bir skandaldır.

Yeteneksiz oldukları aşikar, ''örtülü'' Saray özel danışmanlarının son Baykal formülünün işe yarayacağı kanaatini taşımıyorum.

Sadece günü kurtarır...

Orta vadede ise hal gerçekten berbat ve acıklı görünüyor...

Baykal, Kılıçdaroğlu'nu ikna edebilirse Erdoğan ve Yakın Çevresi bir süre daha kapıda bekleyen yargılanma gibi risklerden "kurtarabilir"....

Olası bir Erdoğan-Baykal eksenli AKP-CHP koalisyonu ile, Kılıçdaroğlu-Davutoğlu eksenli olacak bir AKP-CHP koalisyonu birbirinden çok farklıdır.

Erdoğan-Baykal eksenli bir koalisyonun, yeni bir Erdoğan'ı Kurtarma Planı olarak işleyeceğini söyleyebilirim.

Baykal'ın bir ''kurtarma'' planına, kendisi adına sağlayacaklarının (kazançlarının) taahhüt ve garantisini almadan evet diyebileceğini de çoğunuz gibi elbette ben de düşünmüyorum.

Pratikte ve prensipte olası bir AKP-CHP koalisyonuna, ''Davutoğlu(AKP)-Kılıçdaroğlu(CHP) Eksenli'' olduğu müddetçe olumsuz bakmıyorum....

Erdoğan-Baykal görüşmesini Erdoğan'ın kendisinin düşünüp planladığını düşünmüyorum...

Erdoğan'
ın Baykal'ı gecenin bir yarısı (24:00 Suları) aramasının ve acil görüşmesinin, ''örtülü'' özel danışmanlarınca kendisine önerildiği kanatindeyim...

Halkın iradesi son genel seçimlerde AKP ile ilgili çok sıkıntılı bir süreci başlatmışken, insanın aklına türlü türlü ihtimaller de geliyor haliyle...

Mesela başkanlık hayali suya düşmüşken, Erdoğan'ın Sine-i Millete dönmemesi ve muhtemel bir erken seçim öncesi AKP'ye yeniden Genel Başkan olmaması için bir sebep var mı ? 

Hele de kendisiyle ilgili tüm arızalı konular pusuda dururken, yeniden Genel Başkanlık ve Başbakanlık hayali kurmak, Erdoğan için seçimler sonrası gelinen durum ışığında artık bir zaruriyet olabilir mi?

Zaman gösterecek....


Hoş Kalın

@cngzkync