15 Eylül 2011

Varsın Sızsın


Yine bir ses kaydı düştü internet ortamına ve gündeme tabiri caiz ise ''lönk'' diye oturdu. Bu seferki ses kaydı alışageldiklerimizden oldukça farklı ve oldukça hassas bir konuda malumunuz üzere . Ses kaydı hakkında bir kaç başlıkta olumsuzluklar sıralanabilir. Bu başlıklar arttırıladabilir elbette ama önemli birkaçını şöyle sıralayabiliriz.
1-)İstihbari Zaafiyet;
Ses kaydı konusu üzerine ''istihbari zaafiyet'' olarak gidip, bu noktadan hareketle çeşitli yorumlar yapmak elbette mümkün. Bu nokta muhalefetin dilediği gibi köpürtebileceği bir konu olarak ortada duruyor olabilir. Varsın öylece dursun. Bu noktadan Ak Parti'ye eleştiriler savurmak da pek zor olmayacaktır dileyen için ama varsın birileri bunu ele alıp ''sözde muhalefet'' yapsın.
2-)Kim Kaydetti ? Kim Sızdırdı ?;
Bir başka açıdan bakarak ses kaydı konusu üzerine ''kim yaptı'' sorusu ile de gidilebilir ve bu noktada bir çok fail öngörülerek tezler ortaya konulabilir. Sadece bu soru değil, kaydedenden başka, ''kim sızdırdı'' da önemli bir soru olabilir. Kimi PKK sızdırdı diyebilir, kimi yabancı bir istihbarat birimi sızdırdı diyebilir. Kimileri de MİT'in kendi içinde var ise MİT Müsteşarı Hakan Fidan karşıtı birileri tarafından sızdırılmıştır diyebilir. Tabii İsrail devletinin de göreve geldiğinden beri MİT Müsteşarı Hakan Fidan aleyhinde çeşitli aleyhte kampanyalar yürüttüğünü de unutmamak gerekir.
3-)Neden ''Sayın'' dedi ? ;
Ayrıca MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın , Öcalan'dan bahsederken kullanmış olduğu ''Sayın'' ifadesine tepki gösterenler de oldukça fazla sayıda. Bu noktadaki diyalogları zaman kaybı olarak görüyorum. Kapalı devre bir toplantıda bir istihbarat görevlisinin bir anlamda düşmanı dahi olsa muhatabına ''Sayın'' diye hitap edebileceğinin ''normal'' ve hatta o ortam açısından yerinde ve stratejik olarak doğru olduğu kanaatindeyim. ''Sayın Öcalan'' ifadesi özellikle bu tip ikili görüşmelerde kişisel bir politik saygı ifadesi de olabileceğini ve altnda buzağı aranacak bir hadise olmadığını düşünüyorum.
---------------------
Bazı değerli okurlarım vay efendim bir devlet yetkilisi teröriste nasıl ''Sayın'' der ve siz de buna ''normal ''dersiniz diyebilir. Bunu diyecek okurlarıma, lütfen sakin olmalarını ve ortamı koşulları konuşulan konuyu bir araraya getirip hadiseyi yeniden tahlil etmelerini öneririm.
Bir başka nokta, beni tüm bu klasik eleştirel yaklaşımlardan daha çok ilgilendirdi bu ses kaydı ile ilgili olarak. O da içerik... anlatılanları konuşulanları özellikle çok önemli buluyorum. Nasıl kim tarafından sız(dırıl)ması ndan ziyade, konuşmaların kapsam ve içerikleri ''istihbari zaafiyet'' ve usul ve buna benzer tartışmalardan, içinde bulunduğumuz konjonktürel durum nedeniyle çok daha önemli . Bu hususları şöyle sıralayabiliriz.
1-)MİT-PKK ses kaydının sız(dırıl)ması , Devlet ve İktidar'ın kamuoyu önünde, kendilerinin sorunun çözümüne dair gayet iyi niyetili olarak, gerekli çaba ve çalışmaları yürttüğünü açıkça ortaya koymuş, çözüm arayışlarindaki samimiyetlerini toplumun gözleri önüne sermiş ve adeta, Devlet ve İktidar çözüm konusunda çaba göstermiyor ve istekli değil diyenlere karşı , iyi bir kanıt teşkil etmiştir.
2-)MİT-PKK ses kaydının sız(dırıl)ması bir anlamda ses kaydını servis edenlerin isteyerek yada istemeyerek Devlet ve İktidar'ın bir anlamda PKK ve KCK 'yı adeta kamuoyuna ''şikayetine ve bilgilendirmesine'' yardımcı olmuştur. PKK içindeki çok başliliğin ve çekişmenin de bir nevi açık kanıtı olmuştur..
3-)MİT-PKK Ses kaydının sız(dırıl)ması sonrasında bugün itibari ile, BDP yada herhangi bir başka parti yada kişi çıkıp da Ak Parti çözüm ve barış arayışı niyetinde değildir ve hiçbir çaba sarf etmemektedir diyebilirmi ? Diyemeceği de bu ses kaydı sayesinde öyle yada böyle netleştirilmiştir.
---------------------
Başbakan R.Tayyip Erdoğan ve ekibinin ses kaydı ile ilgili olarak söz konusu edilebilecek olumsuzluklardan asla zerre kadar etkilenmeden, ancak gerekli tedbirleri alarak, kendi parti sloganlarında da dedileri üzere ''durmadan yoluna devam'' etmesi doğru olandır. Ak Parti barış ve çözüm adına görüşmelerine kaldığı yerden aynen ve kararlılıkla devam etmelidir.
Sonuç olarak gelinen noktada ve kamuoyu vicdanında, MİT-PKK ses kaydının öyle yada böyle sız(dırıl)masının ,yerine göre haklı birtakım sorgulama ve değerlendirmelere rağmen, özellikle çözüm bekleyen ülkemiz halkları adına hasbel kader hayırlı olduğu kanaatindeyim..
Bu Defalık Bukadarıyla... Tekrarı Olmaması İçin Tedbirli Olunması Dileğimle....
Varsın Sızsın....
 
15 Eylül 2011
@cngzkync

25 Ağustos 2011

Sol Solu Sollamalı

Bir kazan misali kaynıyor dünya, sert esen değişim rüzgarları Ortadoğu ve Kuzey afrika başta olmak üzere yakın bölgeleri etkisi altına almış.

Halklar bir biçimde ayaklanmış ve/veya ayaklandırılmış, özgürlik demokrasi ve hak arayışında. Kah can veriyor kah can alıyor. On yıllar boyunca diktatör zulümleri altında ezilen ülkelerin halkları ne zaman refaha ve huzura ereceği bilinmez bir ortamda, var güçleriyle mücadelelerine devam ediyorlar.

Bölgemizin "model ülkesi" olarak anılan, "etkin ve şekil veren" ülke olarak tanımlanan yada tanımladığımız Türkiye'miz ise, bugünlerde, maalesef hala ''terör'' belası ile boğuşmakta. Diğer yandan Yeni Sivil Anayasa arayışını sürdürmekle birlikte, dünyayı kasıp kavuran ekonomik krizlerden yara almadan sıyrılmak ve cari açığını da buna paralel dengelemeye yönelik bir takım çalışmalar içerisinde. Türkiye bu mücadelelerini adeta tek bir siyasi iradeye, açıkçası Ak Parti'ye yüklemiş ve neticeleri heyecanla bekliyor.

Bu durum bana hiç de adil gelmiyor açıkçası. "Yeni CHP" söylemiyle yola çıkmış "Yeni CHP" yönetiminin liderliğindeki CHP ise, olup biteni pasif ve etkisiz bir muhalefet ile, kimi zaman ODA ların karanlık köşelerinden medet bekleyen bir duruşla, kimi zaman da ergenekon kolllamalarıyla var etmeye çalışarak adeta kendini "harakiri" yaparcasına yok ediyor.

CHP'ye bu "harakiri" hakkını kim verdi ki ? CHP değilmiydi bu ülke halkının ''sol'' görüşlü kısmına umut oldugunu iddia eden ? Peki ya ne yapıyor CHP ? Ne halde ? Boy aynasına bakıp görebiliyor mu halini ? CHP'ye güvenenlere ve oy verenlere yazık değil mi?

CHP Halkın hissiyatının farkında mı ? Peki ya parti için ona umut bağlayanların yaptığı "matruşka" benzetmesinden haberdar mı CHP ? Açtıkça birbirinin içinden giderek daha da küçülmekle birlikte, birden çok CHP çıktığını söyleyenleri duyuyor mu yöneticileri ?

Ey Sol Siyaset Erbabı sözüm elbette öncelikle sizedir ! Unutmamalı ki siz böyle devam ettikçe, Sağ Siyaset Erbabı size minnettar kalacaktır !

Hadi diyelim iktidar olmak niyetinde değilsiniz, anladık bunu diyelim.. Peki ya bu ülkeyi ''adam'' gibi bir muhalefetten mahrum etmeye ne hakkınız var ? Türkiye Demokrasi sini ''çolak'' bırakmaya ne hakkınız var ?

CHP yi sandıkta yediği, Sağ Elin Tokadı da mı kendine getiremedi ? Acıya müptela ve acıdan zevk alan bir parti mi CHP ? ''Mazohist'' mi diye sormaya dilim varmıyor.

Netice itibari ile CHP safları, ve elbette kendi içinde de muhakkak yeniden tanımlanması gereken sol siyaset, memleket için artık Ergenekon Kollaması yapmaktan vazgeçmeli ve ülke için etkin siyaset üretmelidir.

CHP ile yada olmuyor ise, başka bir sol parti ile Solun Solu Sollaması ve kendini bir an evvel aşması gerekmektedir.

Sol siyasetin, Yurdumun sol yanını yaralı ve muhalefetsiz bırakmaya hakkı yoktur.

25 Agustos 2011
Twitter : @cngzkync

10 Ağustos 2011

Londra'da Dayanıştık.. Ya Sonra ?

Londra’da geçtiğimiz Perşembe günü Mark Duggan adında siyah tenli bir İngiliz vatandaşının ( Arap Kökenli Olduğu Söyleniyor ) Tottenham ‘da Polis tarafından vurularak ölmesi ile başlayan gerginlik devam ediyor. Tottenham fakir ve kozmopolit bir bölge olarak bilinmekte.
Mark Duggan’ın ölümü sonrasında önce ailesi tarafından küçük bir protesto şeklinde başlayan gösteri, sonunda büyüyerek tüm Londra yı etkisi altına aldı ve 14 ile 19 yaş arasındaki özellikle siyah tenli gençleri sokaklara döktü. Kontrolsüz gençler sokaklardaki özellikle alışverilş yerlerine saldırılarda bulunurken birçok işyerini de yağmaladı. Croydon da büyük çaplı yangınlara da sebep oldular.
Protestocu gençlerin gruplar halinde sokaklara çıkmaları, görünen ve alınan bilgiler ışığında anlaşılıyor ki Twitter, Facebook ve buna benzer sosyal medya araçları sayesinde hızlı bir iletişimle gelişerek organize oldu. Tüm bu olan biten esnasında can kaybının bu seviyede kalması aslına bakarsanız şaşırtıcı ve bir o kadar da sevindirici.
Olaylar esnasında en şaşırtıcı noktalardan biri ise Londra Polisi’nin olaylara uzunca bir süre seyirci kalması ve sadece ailelere ‘’çocuklarınızın evlerine geri dönmesini sağlayın’’ şeklinde bir çağrı yapmasıydı. Croydon daki yangına da oldukça uzun bir süre İtfaiye dahi müdahalede bulunmadı.
Bu olaylar esnasında, tüm olan biten dışında özellikle de ülke olarak gözden kaçırmamamız gereken ve hatta üzerinde  hassasiyetle durulması gereken bir konuya değinmek istiyorum. Dikkatinizi çekmek istediğim konu Londra Polisi’nin olaylara müdahalede oldukça ağırdan davranması sonucu Londra’daki Türk ve Kürt’lerin başlatmış olduğu savunma hareketi.
İlk bakışta ve duyulduğu anda ‘’vay be’’ dedirtecek bir başarı gibi gelen bu direnişin, birtakım ciddi tehlikeleri bünyesinde barındırabileceğine dair ciddi kaygılarım var.
Hemen hemen her sokağının kameralar sayesinde denetlendiği Londra’da, olaylara bu denli geç müdahale edilmesi şüphe uyandırıcı.
Özellikle de yabancılara karşı oldukça sert tutum ve davranış gösterdiği bilinen ve olaylara anında adeta ‘’tepelemek’’ şeklinde müdahale edebilecek  kudrette olan Londra Polisi’nin, bu olaylardaki uzun süreli tepkisizliği oldukça dikkat çekici.
Türk ve Kürt vatandaşlarımızın kendilerince bir savunma birliği kurması ilk bakışta güzel ve takdir edilesi bir dayanışma olabilir. Hatta bizler, bu iki halk arasındaki bu örnek dayanışmanın, bugünlerde çok da ihtiyaç olduğu üzere, ülke topraklarına da barışçıl mesajlar iletebileceğine sevinebiliriz. 
Özellikle İngiliz ve diğer ülkeler nezdinde bu barış yanlısı direniş Türkiye halkları için güzel bir pozitif bilinç yaratadabilir.
Peki Ya Sonra ?
Bu polisin yetersizliği nedeniyle ‘’bizimkiler’’ ‘ in de başının çaresine baktı gibi görünen noktada, İngiliz Polisi’nin Türk ve Kürt halklarının bu tip konularda hassas ve duyarlı olacağını çok iyi bildiğini belirtmenin hiç de göz ardı edilecek bir gerçeklik olmadığını belirtmek isterim...
Soru Şu ?
Hadise sonrası kendine vazife çıkaran insanlarımız , bir süre sonra başta Londra ve diğer dünya ülkelerinde uzun sürebilecek bir kinin ve düşmanlığın tarafı olmaya itilip kendi kaderlerine terk edilirler ise ne olacak ?
Devlet yetkililerinin, istihbarat birimleri dahil, yakın yada uzak bir gelecekte, Londra olayları nedeniyle başlaması muhtemel,  örneğin Siyahi-Türkiyeli  gibi yeni bir ‘’düşmanlık frekansı’’ nın filizlenmesini önlemek adına, acilen başta tüm dernek ve kuruluşlarımız olmak üzere yurt dışında yaşayan insanlarımızı uyarmalarının ve gerekli tedbirleri almalarının çok yerinde olacağını belirtmek isterim.

11 Haziran 2011

SÖYLEŞİ : Saadet Partisi Mv.Adayı ABDULLAH SEVİM


Sayın Abdullah Sevim gerek siyaset gerekse cemiyet hayatında oldukça etkin bir isimsiniz,sizi sizden dinleyebilirmiyiz?

Öncelikle böyle bir imkanı bana tanıdığınız için size şükranlarımı sunarım.Tüm HaberX okurlarınıda en derin saygı sevgi hürmet ve muhabbetle selamlarım. Efendim bendeniz 1955’te Kastamonu’da doğdum. İstanbul İHL ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun oldum. Diyanet İşleri Başkanlığı  Haseki Eğitim Merkezi İslami İlimler Bölümü mezunu ve İslam Hukuku Doktoru'yum.Milli Gençlik Vakfı İstanbul Kurucu İl Başkanlığı, Refah Partisi İl Başkan Yardımcılığı, Fazilet Partisi Genel Merkez Eğitimciliği görevlerinde bulundum.1991’de Kastamonu, 1995 ve 1999’da İstanbul birinci bölgeden milletvekili adayı oldum.Halen Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği görevim devam etmektedir.Evli ve 3 çocuk babasıyım.

Sayın Abdullah Sevim Milli Görüş geleneğinden gelen partiler genel olarak sağ parti olarak tanımlandı. Sürekli değişen bir dünyada yaşıyoruz. Partiler konjonktüre göre konumlarını belirliyorlar. Değişip gelişiyorlar. Saadet Partisi kendisini hangi siyasi kanatta tanımlıyor. Dünyada meydana gelen değişim saadet partisini nasıl etkilemiştir?
Öncelikle hiçbir zaman sistemin bize verdiği yön isimlerini ve bu türden aidiyetleri kabul etmediğimizi belirtmeliyiz. Sağcı, solcu, ortanın sağı ya da solu gibi kavramlar küresel sistemin insanları aldatmak için kurdukları düzeneğin parçalarının isimleridir. Biz kendimizi asla bu zulüm çarkının içinde görmüyoruz. Tarih boyunca Hak ve Batıl mücadelesi olmuştur. Batılın sağında ya da solunda olmak bizim için hiçbir değer ifade etmemektedir. Bu düşünceden hareketle biz diyoruz ki bir tarafta sistemin oyuncağı olmuş bir takım partiler, kurum ve kuruluşlar vardır. Bir tarafta da Milli görüş vardır. Bizim değişimden anladığımız şey asla hakkın gömleğini çıkarıp batılın gömleğini giyinmek değildir. Bizim değişimden anladığımız şey amaca ulaşmak için kullanılan yöntemlerin ve müstakim araçların değişebileceği fakat ilkelerin asla değişemeyeceğidir. Değişimden anladığımız şey ancak elimizde bulunan hakkın anlatılması, ülkenin geleceğinin kurtulması için elde bulunan teknolojik araçları, insan gücünü ve yapılanma biçimini iyi, doğru ve yerinde kullanmaktır. Milli Görüşün görüşlerini değiştirmesi nasıl düşünülebilir. Konjonktürden dolayı kendi düşündüğü gibi davranmayı nasıl bırakabilir. İki kere iki’nin konjonktür gereği 5 edebileceği düşünülebilir mi?

Saadet partisi nasıl bir yönetim anlayışına sahiptir?
Saadet partisinin yönetim anlayışı insan odaklıdır. Milli Görüş insan merkezli bir harekettir. Devletler, sistemler, partiler, kurum ve kuruluşlar hepsi insan içindir. Bu güne kadar kurulan tüm sistemler, yapılan tüm yasalar bir müddet sonra araç olmaktan çıkıp amaç olmaya başladı. Devletlerin insanların refahı için kurulduğu düşünüldü fakat ne yazık ki insanlar devletlere sistemlere feda edildi. Biz her zaman “İnsanı Yaşat ki devlet yaşasın” dedik. 
Bizim anlayışımıza göre devlet denilen aygıt insanın beş şeyini korumak zorundadır. 1. Canını, 2. Malını, 3. Aklını, 4. Dinini 5. Irzını… Bir devlet bu beş şeyi teminat altına alamıyorsa o devlet vazifesini yerine getiremiyor demektir. Bu gün sadece gençlerimizdeki aşınmaya baktığımızda bile bu beş şartın yerine getirilmediğini acı bir biçimde görüyoruz. Bakınız biz yola “Önce Ahlak ve Maneviyat” diyerek çıktık.

Sayın sevim eğer toplumda insanlar refah içinde yaşamazlarsa nasıl ahlak ve maneviyat olacak?

Bu soru aslında seküler bir aklın ürünüdür. İnsanların huzur için paraya ihtiyacı yoktur. Ahlak ve maneviyat olduktan sonra refahın gelmesi işin en kolay kısmıdır. İnsanların Allah ile bağları kopartıldığı zaman doymak bilmez bir canavara dönüşüyorlar. Ahlak ve Maneviyat toplumun yükselen değeri oldukça insanların kazançları bereketlenecek, Adalet anlayışları gelişecek, aile düzenleri yerli yerine oturacak. İnsanların ruhu doyurulmadığı zaman gözleri aç kalıyor. İşte bu yüzden devlet polisiye ve yasal tedbirlerle değil toplumun ahlaki ve manevi dinamiklerini destekleyerek bu beş şeyi korumalıdır. Bu gün bu beş şeyin korunup korunmadığına bir bakalım.
Gençler incir çekirdeği meselelerden birbirini öldürüyor, kredi kartı borcundan dolayı intihar edenler var, insanlar çok küçük paralar için cinayet işler durumdalar, bu gün kız arkadaş cinayetleri ortaokullara kadar düştü. Can emniyeti sadece bununla da sınırlı değil. Toplum parçalara ayrıldı ve insanlar birbirilerine düşman edildi. Can emniyetinden kastımız sadece teröre bağlı ölümler de değildir. Yine gelir dağılımındaki adaletsizlik iki şekilde mal emniyetini ortadan kaldırıyor. Faizle işleyen çarklar hem bereketi ortadan kaldırıyor ve hem de insanları köleleştiriyor. Haksız bir biçimde bir kesim zenginleştikte ahlaki donanımı da desteklenmemiş, fakirleştirilmiş cahil bırakılmış insanlar başka başka yollara tevessül ediyorlar. Gelir dağılımındaki adaletsizlik bir müddet sonra kravatlı hırsızlarla kravatsız hırsızların savaşına dönüşmeye başlıyor. Bu gün dikkat ediniz kişi başına düşen milli gelirin arttığı söyleniliyor. Kişi başına düşen gelir 10.000 dolar olmuş, duy da inanma. Aslında bu rakam zenginlerin ne kadar zenginleştiğini gösteriyor. Gayri Safi Milli Hasıla hesaplanırken alınan ortalama, en zenginin parası ile en fakirin parasını bir hesabın içine koyuyor sonra diyor ki “hepiniz on bin dolar kazanıyorsunuz”. Halbuki öyle mi? O zengin adam trilyonlarca para götürürken diğeri günlük ekmeğini bulmakta güçlük çekiyor. Tabi bu durum ülkeyi bir Açıkhava tımarhanesine döndürüyor. Bu gün depresyon ilaçları kullananların sayısı endişe edilecek boyutlara ulaşmışsa insanların akıl sağlığının da yerinde olmadığı gerçeği ortaya çıkmış demektir. Günde onlarca saat çalışıp eve gelen televizyonlardan evine sürekli lüks hayat görüntüleri boca edilen insanların akıl sağlığı nasıl normale dönebilir? Devlet insanların dinini de korumuyor. Bu gün sadece Allah emrettiği için başını örten kızlarımız okullara serbestçe hiçbir korku olmadan girebiliyorlar mı? Hayır. Ancak iktidar devam ettiği müddetçe belli bazı değişiklikler oluyor. Yine belli yaşa kadar çocuklarımızın kuran kurslarına gidip kuran eğitimi alması, dini terbiye görmesi yasak. Bunun yanında çocukların ruh sağlığını olumsuz etkileyecek sanat adındaki faaliyetler serbest. Bu ülkede her dönemde “Sana ibadetini yapma diyen mi var? Git camide namazını kıl” diyorlardı. Şimdi değişen nedir? Hiç… Devlet bu gün ırzı da koruyamıyor. Zina’nın serbestleşmesi ve Avrupa birliği uyum yasaları çerçevesinde bu yönde yapılan değişiklikler toplumun dokusuna, dini ve ahlaki anlayışına aykırı değil midir? Avrupa birliği ülkelerinin mezhepleri geniş diye bizim de mezhebimiz geniş mi olacak? Bu gün devlet kadın pazarlayan kurumlar işletip vergi alıyorsa insanlar ırzlarının emniyette olduğunu söyleyemez.

Sayın Sevim başörtüsü meselesi konusunda hükümetin attığı adımları nasıl görüyorsunuz? Sizin bu yöndeki çabalarınız ne olacak?
Saadet Partimiz birçok kadın milletvekili adayı koymuş ve bu adaylarımız seçim çalışmalarını yapmaya devam etmektedirler. Kamusal alanda başörtüsü yasağının hukuki bir temeli olmadığı gibi buna hukuki bir temel uydurulmuş olsa bile açıkça Allahın emirlerine yönelik bir saldırıdır. “Başörtüsü dini bir simgedir, Allahın bir emri olduğu için takılmıştır” diyemedikleri için “Siyasi bir simge” demişlerdir. Yani diyorlar ki Paris’te modacıların giyindiği bir örtü olsaydı sorun olmazdı. Fakat Allah bir emir vermiş ve siz bu emri yerine getiriyorsanız hiçbir devlet kurumundan içeri giremezsiniz. Demek ki bu insanlar Allahın emirlerinden rahatsızlık duyuyorlar, onun emirlerine saldırmak için yasak koyuyorlar. Sorun başörtülülerle değil başörtüsünü emreden Allah ve dini iledir. Bu hükümetin yaptığı değişiklik çalışması her zamanki gibi “-mış gibi” davranmaktan başka bir şey değildir. Hükümet tehlikeli bir çıkış yapmış ve “Üniversitede Kılık Kıyafet Serbesttir” şeklinde bir ifade kullanmıştır. Böylelikle aslında kamusal alanın tamamını teşmil etmeyen bir yasak bu defa “üniversitelerde serbest ama diğer kamu kurumlarında yasak” şeklinde yorumlanacak bir hale getirilmişti. MHP’nin de desteği ile 411 kişi bu yasayı geçirdiler. Allah’ın emirlerine karşı duran Müslümanların hassasiyetlerini hiçe sayan kurumlar yasayı iptal ettiler. Bizim iktidarımızda başörtüsü sorunu kamusal alan özel alan ayrımı yapılmaksızın ortadan kaldırılacaktır. Hükümeti bu konuda samimi bulmuyorum. Burası nasıl bir ülkedir ki açıklık, teşhircilik sonuna kadar serbest ama dini emir gereği örtünmek yasak. Daha birkaç ay önce bir özel üniversitenin güya sinema bölümünde bitirme ödevi olarak Ahlaksız bir filmin verildiği haberi düşmedi mi gazetelere? Bu ülkede inananlara her şey yasak her şey kısıtlı fakat diğerlerine her şey serbest… Biz bu ülkeyi taşların bağlandığı ama köpeklerin serbest bırakıldığı bir ülke olmaktan kurtaracağız. Hükümet, partisinin kapatılmasından korktu. Biz kurumları, partileri hep bir araç olarak gördük. Milli görüş geleneğinin kaç tane partisi kapatıldı yine de boyun eğmedi. Biz asla “Önce biz iktidara gelelim sonra ilkelerimizi getiririz” şeklinde bir yola tevessül etmedik. İlkelerimiz yoksa biz de yoğuz. O yüzden küresel sistem bize ancak 11 ay dayanabildi.

Peki partiniz seçimi kazanamazsa?
Biz Milli Görüşüz ve hiçbir şeye dünyevileşmiş olanların zafer penceresinden bakmadık. Bizim için kaybetmek diye bir şey yoktur. Bu dönemde insanımız artık beşeri sistemlerin adaletsizliklerine “Dur” diyecek ve milletin görüşünü iktidara getirecektir. Bizim çıktığımız yol öyle bir yoldur ki hedefe ulaşmaktan ziyade o yolda bulunup bulunmamaktan dolayı hesap vereceğiz. Bizim alnımız her zaman açıktır. Asıl kazanç sıratı müstakim üzerinde olmaktır. Allah günleri insanlar arasında çevirip duruyor. Yusuf peygamber bir köle olarak pazardan pazara satıldığında da dosdoğru bir insandı. Mısıra sultan olduktan sonra da… dolayısıyla bizim için hangi konumda olduğumuz mühim değildir. Mühim olan bulunduğumuz yerde Allah’ın büyük planının bir parçası olabilmektir.

Peki sizce sonuç ne olur?
Seçim yasaklarından dolayı anket falan açıklanamıyor. Bir rakam vermem zaten mümkün değil. Çünkü anketler oldukça pahalı ve biz kısıtlı bir bütçe ile bu yolda bulunuyoruz. Sonucun herkesi şaşırtacağını, anketleri tepetaklak edeceğini ve halkın milletin görüşünü iktidara taşıyacağını düşünüyorum.

Hükümet’in İsrail noktasındaki çıkışını destekliyor musunuz? Haziran sonunda Mavi Marmara gemisi tekrar Filistin’e yardım götürecek. Eğer bu hükümet anketlerdeki gibi birinci parti olarak çıkar da hükümeti kurarsa Mavi Marmara hususundaki tavrınız ne olur.
Öncelikle Hükümet’in İsrail ile ilgili ilk çıkışını biz zaten en başta desteklemiştik. Fakat Başbakan çıkar çıkmaz “Ben Moderatöre One Minute dedim” diyerek bizi hayal kırıklığına uğrattı. Sonraki süreçte Mavi Marmara’nın Filistin’e gitmesi gündeme geldi. Biz Milli Görüş olarak siyoistlerin işgali altında bulunan Filistin topraklarının özgürleşmesi ve ambargonun kaldırılması için yapılan girişimlere destek olduk. Mavi Marmara 9 şehit verdikten sonra onurlu bir çıkışta bulunmasını bekledik. Ancak yine aziz milletimiz gibi bizde hayal kırıklıkları yaşadık.

Seçim öncesi son ropörtajımızı sizinle yapmak istedim,yarın sandık başına gidecek olan seçmenlerimize son olarak ne söylemek istersiniz?
Pek çok manipülasyonun,kara propagandanın,vahşice rekabetin ve traik bir biçimde güç dengesizliğinin, siyasi partiler arasında olduğu bir seçime gidiyoruz.Biz seçmenlerimize prime time de tv reklamlarında ulaşmadık.Biz seçmenimize kapı kapı gezerek ulaştık.Maddi imkanlarımızın görece yetersizliğini bizler ve teşkilat mensubu diğer kardeşlerimiz daha  çok çalışarak kapattık.Mekanik unsurlara karşı insan yüreği ile mücadele etmektir aslında yaptığımız şeyin adı.Herkes diyeceğini dedi,seçmende aslında memlekette iki partinin olduğunu daha net görmüş oldu.Milletimiz ABD'nin IMF'nin istediğin yada istemediğini değil,The Economistin beğendiğini yada beğenmediğini değil,kendi istediğini iktidara getirmeli.Artık bu topraklarda küresel güç odaklarının görüşleri değil,milletin görüşü iktidarda olmalı.Bunu sağlamak milletimizin elinde.Ben bu kez milletimizin kendi görüşünü,milletin görüşünü iktidara taşıyacağına inanıyorum.İşte o zaman ülkemize gerçek refah bolluk ve bereket gelecek.

Sayın Sevim çok teşekkür ediyorum,vakit ayırdığınız için.
Ben de çok teşekkür ederim,birkez daha sizin vasıtanızla kıymetli HaberX okuyucularına saygı sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum.

11 Haziran 2011

Twitter @cngzkync

20 Mayıs 2011

Ak Parti YÜKÜMLÜDÜR !

Ben senin gibi hükümetten yana değilim, ben muhalifim, yandaş değilim diyerek kabadayı bir duruşa gerek yok. Ortada kim ne dersin yaklaşık sekiz yıldır sandıkların şampiyonu  ve bir anlamda çoğu gönüllerin şampiyonu olmuş bir Ak Parti gerçeği var.
Normal koşullarda , merkez sol parti olan CHP’ nin temel politikalarında olması gereken ve yıllarca sadece sözde duyduğumuz; ‘’özgürlükler, sivilleşme, demokratikleşme’’ ve dolayısıyla ‘’normalleşme’’ adına sol siyasetin vaad edebileceği hemen her konu, merkez sağı şu anda halkın teveccühü ile temsil eden Ak Parti tarafından hemen hemen realize edilmiş durumda.  
Elbette her şey tastamam değil. En tamam olmayan ve hayati önem taşıyan konu olan Anayasa değişikliği ise halen beklemede.
A.Turan Alkan’ın geçen akşam izleyici olarak katıldiğim söyleşisinde sarf ettiği şu söze katılmamak mümkün değil..: ‘’Siyaseten bu günlerde siyasi fikirler çarpışmıyor, insanların hayat tarzları ve dünya görüşü sandıkları şeyler çarpışıyor ve bunlar hangi siyasi partide kendileri için görünür hale gelirse, insanımız gidip bu partilere oy verecek. Politikalar felsefeler programlar çarpışamıyor ve aslına bakarsanız sağlıksız bir siyaset doğuyor’’.
Seçmenler; darbeler ve yakın zamana kadar ‘’Ergenekon’’ başlığı altında toplanabilecek bazı darbe girişimleri sonrasında, adeta deprem sonrası panik anında, güvenli bir yer arayan çaresiz insan misali kendine sığınacak bir yer arıyor.
Deprem sonralarında yaşanan panik haline benzer durum henüz devam ediyor ve maalesef henüz tam anlamıyla normalleşemedik. Önümüzdeki dönemin siyasi tarihimiz açısından oldukça önemli olacağı kanaatindeyim.
Bu dönemi kasetsiz, sivil iradeyi tüm kurumlarda hakim kılarak, çeteci ve cuntacılardan tamamen arınarak, gürültüsüz patırtısız, birbirimizin kimyasını bozmadan, geçirebilirsek ve elbette tamamen YENİ ve SİVİL ANAYASA üretmeyi başarabilirsek, ülkemiz siyaseti büyük oranda yerine oturacaktır.
Ak Parti gerçeği, varlığını korumak ve kendisine gösterilen teveccühün hakkını vermek adına yeni dönemde,  en önemli ülke meselesi olarak gördüğüm ve diğer bir çok meseleyi kökünden kalıcı olarak çözebilecek yeni ve sivil anayasayı, tüm kesimlerin ortak paydası olacak şekilde oluşturmalıdır.
Ak Parti , ‘’Çıraklık ve Kalfalık’’ dönemi eserlerine ilaveten, ’’Ustalık Dönemi’’ adını verdiği yeni dönemde ‘’Yeni ve Sivil Anayasa’’ ile en kalıcı eseri yapmakla YÜKÜMLÜDÜR.

20 Mayıs 2011
Twitter : @cngz_kync

15 Mayıs 2011

SÖYLEŞİ : HAS Parti İstanbul Mv.Adayı Prof.Dr.MEHMET BEKAROĞLU


Bugünkü Konuğum , şu anda Has Parti Genel Başkan Yardımcılığı  görevini yürütmekte olan ve yeni yürütme döneminde partisinin İstanbul 1.Bölge Milletvekili adayı olan Sayın Prof.Dr.Mehmet Bekaroğlu.  Bekaroğlu ile kendisini daha yakından tanımak ve gündemdeki meseleler  hakkında söyleştik. Paylaştığı tüm bilgi ve açıklamalar nedeniyle kendisine çok teşekkür ediyorum.

-Sayın Bekaroğlu, Prof.Dr. Ünvanınınızı İçerik Olarak Bize Anlatırmsıınız  ?
Psikiyatri uzmanıyım. 1989 yılında doçent, 1996’da profesör oldum. KTÜ Tıp Fakültesinde uzun yıllar çalıştım.
-Siyasi Hayatınız Tam Olarak Nasıl başladı ? Siyasi Geçmişinizden Kısaca Bahsedermisiniz ?
1998 yılında Fazilet Partisi Genel Başkanı Sayın Recai Kutan’a danışmanlık yapmaya başladım. 1999 seçimlerinde Rize’den milletvekili seçilerek aktif siyasete girdim. 28 Şubat günleriydi. Niçin şöyle yapıyorlar, niçin böyle yapmıyorlar derken bir anda kendimi siyasetin içinde buldum. Doğrusu önceden hiç böyle bir şeyi planlamamıştım.
-Merhum Erbakan İle İlk Tanışmanızı Paylaşırmısınız Bizlerle ?
Merhum Erbakan’ı daha lise öğrencisi iken Milli Nizam Partisi’nin kuruluşu için Ankara’da yapılan bir salon toplantısında dinledim. Sonra MSP döneminde ilçemize geldi. O zamanlar pek parti ile ilgilenmiyordum. Daha çok Necip Fazıl ve Sezai Karkoç’u okuyan bir gençtim. İlçede Hoca’nın yanında kimse yoktu. Ben gittim, oturduk konuştuk. Beni etkiledi ama yine siyasetten uzak durdum.
-Milli Görüş Ü Kısaca Bizlere Nasıl İfade Edebilirsiniz ? Has Parti Milli Görüş Çizgisini Koruyor Mu , Yoksa Yeni Bir Çizgi Mi Vaad Ediyor Seçmenlere ?
Bana kalırsa Milli Görüş’ün iki farklı anlamı var. Biri Erbakan Hoca’nın kurduğu siyasi akım; “İslam” demek yasak olduğu için Milli Görüş demiş. İkincisi, daha geniş anlam içerir. Hoca da “Milli Görüş, Fatih’in görüşüdür” diyerek gönderme yaptığı Batılılaşmaya karşı yerelliği savunan, medeniyet iddiası taşıyan düşünsel-siyasi akım. Biz Has Parti olarak soğuk savaş döneminde biraz da el yordamı ile kurulan dil ile yol alınmayacağını düşünüyoruz. Ama medeniyet iddiası açısından “Milli Görüşçü” sayılırız. Genel Başkanımız Kurtulmuş, Alparslan’ın 1071’de yaptığı Anadolu’yu özgürleştirme idi diyerek Has Parti’nin Milli Görüşçülüğünü özetlemiştir. Biz özgürlükçü ve adaletçi bir İslam okuması yapıyoruz. İnsanların eşitliğini temel ilke olarak alıyoruz; sadece haklarda eşitlik değil, nimetlerin paylaşımında da eşit ortaklık.
-Sizi Bir Dönem Sayın Ertuğrul Günay İle ‘’Müslüman Sol’’ Adlı Bir Çalışma İle Hatırlıyorum, Bize Bu Çalışmadan Biraz Bahsedermisiniz?
Ankara’da Siyasal Düşünce Platformu adı altında bir çalışmamız vardı. Farklı siyasi görüşlerden gelen insanlar bir araya geliyordu. Kimlik siyaseti yerine değer siyasetini konuşuyorduk. İlk defa Ahmet Hakan, İslami ve sol görüşten gelen kimliklerimizden hareketle “Müslüman Sol” diye bir yazı yazdı. Bana göre bu adlandırma sorunlu, ben hiç böyle bir adlandırmayı kulanmadım.
-Sayın Ertuğrul Günay’ın Ak Parti’ye Katılması İle Bu Çalışmalarınız Yarım Kaldı Diyebilirmiyiz? Bu Fikri Halen Koruyormusunuz ?
Bir siyasi parti kurmaya henüz karar vermemiştik ama bir siyasi beyanname yayınlamıştık. Elbette Sayın Günay AK Parti’ye katılmakla hareketten ayrılmış oldu. Ama ben diğer arkadaşlarımla çalışmalara devam ettim. Bugün Has Parti içinde de yaptığım şey bundan farklı değil. Özgürlükçü ve adaletçi yeni bir siyasi çizgi.
-Saadet Partisinden İstanbul Belediye Başkan Adayı Olmuştunuz, Sonrasında İse Saadet Partisi İle Yollarınızı Ayrıdıgınızı Görüyoruz, Saadet Partisi’nden Ayrılmanızda Yerel Seçimlerde Belediye Başkanı Olamamanızın Bir Etkisi Oldu Mu? Bununla Birlikte Bize Saadet Partisi Nden Has Parti’ye Geçiş Sürecinizi Aktarabilirmisiniz ?
Ben Saadet Partisi’nden 1994 yılında ayrıldım. O zaman “Tüm enerjimizi lideri kurtarmak için harcıyoruz, ne lideri kurtarabildik ne de yeni bir siyaset kurabildik” demiştim. Sonra Sayın Kurtulmuş genel başkan olunca beni siyasete davet etti, İstanbul Büyükşehir adayı oldum. Seçimden sonra mesleğime devam ettim, aktif siyaseti kenardan izledim. Har Parti’yi ise Numan Kurtulmuş ve diğer arkadaşlarla, uzun tartışmalardan sonra kurduk. Burada yeni bir siyaset dili inşa etmeye çalışıyoruz.
-F Tipi Cezaevlerinde Siyasi Tutuklulara Yönelik İnsanlık Dışı Uygulamalara Ve Hayata Dönüş Operasyonu'na Karşı Verilen İnsan Hakları Mücadelesinde Aktif Olarak Yer Aldınız, Cezaevlerinde Yaşanan Ölümlerin Durdurulması İçin Yoğun Çaba Sarfettiniz, Bu Çabalarınız Sonuç Verdi Diyebilirmisiniz?
Bilindiği gibi ölümleri durduramadık. Sözde “hayata dönüş operasyonu” hepimizi ezdi geçti. Bana göre hiçbir samimi gayret boşa gitmez. Ben ötekinin hakkını savunmak için ayağa kalktım. Bu doğru bir şeydi. Sanıyorum, herkes bu gayretten bir şeyler aldı. Artık Türkiye’de herkes ötekinin hakkı için risk alabiliyor.
-Doğu Konferansı Adlı Harekette Yer Aldınız, Bize Bu Hareketin Çalışma Ve Amaçlarından Bahsedermisiniz?
Doğu Konferansı, 2003 yılında Irak’ın işgal tehdidi altında olduğu günlerde farklı siyasi görüşlerden gelen bir grup Türkiyeli aydın tarafından kurulmuştur. Amaç, işgale karşı salon ve meydan toplantılarını aşıp olup bitenlerin anlamını tartışmak, işgal tehdidi altında olan toprakları ve insanları tanımak, o insanlarla ortak platformlar kurmaktı. Bunu yaptık, Suriye’ye, Lübnan’a, Mısır’a, Ürdün’e, Ermenistan’a, İran’a gittik. Oralarda farklı kesimlerden insanlarla görüştük, ortak toplantılar yaptık. İstanbul’da Doğu Konferansı İstanbul Buluşması adı altında, 30 ülkeden gelen 150 aydınla bir toplantı yaptık, bir ortak bildiri yayınladık. Bu toplantıları diğer ülkelerde tekrarladık. Bu girişim, Türkiyeli aydınların ilk Doğu seferdir, Doğu’ya ilk yönelişidir. Yani bir tür eksen kayması!
-Doğudan Adlı Bir Derginin De Sahibisiniz Ve Yeni Harman Adlı Bir Başka Dergide De Makaleleriniz Yayınlanmaktaydı. Bildiğim Kadarıyla Siz Rize 1954 Doğumlusunuz, Ancak Bir Karadenizli Olarak Doğu İle Bu Denli Yakından İlgili Olmanızı Takdirle Karşılamakla Birlikte Bir Nebze De Olsa Sıradışı, Bizlerle Doğu Konusundaki Bu Yakın İlginizin Nedenlerini Paylaşırmısınız ?
Türkiye’nin Doğusuna ilgim eşit yurttaşlık temelinde Türkler ve Kürtlerin gönüllü birlikteliğini savunmamadandır. Kürtlerin kimliğinin inkar edilmesi ve onların asimile edilmeye çalışılması zulümdür. Türkiye herkesin kendi kimliği ila eşit ortak olacağı bir ülke olmalıdır. İslam coğrafyasına yönelimim, anti-emperyalist olmamım sonucu. Doğu Konferansı ve yayın organı Doğudan dergisi, Ortadoğu’da olup bitenleri, baskı rejimleri ve emperyalizme karşı, demokrasi, özgürlükler ve bölge halklarının kendi zenginliklerine sahip çıkmasını öne çıkararak anlamaya çalışmaktadır.
- Sayın Bekaroğlu, Hepimizce Bilindiği Üzere Bazı ETÖ Sanıklarının CHP Ve MHP’den Aday  Oldu Bu Durumu Nasıl Değerlendirmektesiniz ?
CHP ve MHP’nin ideolojik yönelimlerini ve Ergenekon dediğimiz yapı ile bağlantılarını ortaya koyar. Siyaseten ise Ak Parti’nin ekmeğine yağ sürere.
-Devam Eden Etö Davası Sizce Türk Siyasi Ve Toplumsal Hayatına Nasıl Bir Etki Yaratmaktadır ?
Bu dava sağlıklı bir şekilde sürdürülebilir ve sonuçlandırılabilirse Türkiye’de demokrasinin gelişmesi ve yerleşmesine katkı sağlar. Bunun için bu dava üzerinden siyaset yapılmamalı, usul yasa ve kurallarına tam uyularak dava zedelenmemeli, dava tüm muhalifleri sindirme aracı olarak kullanılmamalı.
-Sizden Birer Cümle İle Bazı Önemli İsimleri Değerlendirmenizi Rica Edeceğim.
-Merhum Turgut Özal ? Easasen Türkiye’yi neo-liberal soygun düzenine açan liderdir.
-Merhum Alparslan Türkeş ? İnsanların Ademin çocukları olarak eşitliğine inanırım. Milliyetçilikleri sorunlu bulurum.
-Merhum Bülent Ecevit ? Dürüst bir lider.  70’li yıllardaki “insanca hakça bir düzen” söylemi önemli. Ancak 28 Şubat’la işbirliği yapması unutulmayacak.
-Sayın Kenan Evren ?  Ne desemki..
-Sayın Süleyman Demirel ? Türkiye sağcılığının zirvesi, bu ülkeye 40 yıl kaybettiren adam.
-Sayın Deniz Baykal ? Böyle gitmemeliydi.
-Sayın Recep Tayyip Erdoğan? Tekebbürü giderek tırmanıyor, yeni boğazlar açan adam olacak.

-Twitter Ve Diğer Sosyal Medya Araçlarının Siyasetçiye Fayda Sağladığını Düşünüyormusunuz? İzlediğimiz Kadarıyla Oldukça Aktif Bir Twitter Ve Facebook Kullanıcısısınız, Twitter Ve Facebook Un Faydalarını Bizlere Nasıl İfade Edebilirsiniz?
Sosyal medya önemli bir alan. Öncelikle eşitliği mümkün kılıyor; herkes düşüncesini açıklayabiliyor.
-Has Parti Olarak Sizler Seçim Barajı İle İlgili Olarak Mevcut Durumu Nasıl Değerlendirmektesiniz ?
Adaletsiz; seçimi “serbest” olmaktan çıkaran 12 Eylül kuralı. Seçim barajı kalkmadan tam temsili demokrasi mümkün değil.
-Seçimlerle İlgili Olarak Partinizin Ve En Ciddi Rakibiniz Olan Ak Parti, CHP Ve MHP’nin Oy Oranları Hakkında Tahmininizi Alabilirmiyim ? Nasıl Bir Oy Oranı Partiniz Açısından Başarı Ve Hangi Oy Oranı Başarısızlık Olacaktır ?
Ak Parti, CHP ve MHP’nin oy oranlarını medyadan sürekli olarak okuyoruz. Araştırma kuruluşlarının yayınladığı anketler 12 Haziran’ı ne kadar gösteriyor, bunu bilmeme mümkün değil. Ancak Ak Parti’nin % 40 civarında oy alacağını sanıyorum. Bunu saha çalışmalarından çıkarıyorum. İnsanlar artık AK Parti’yi savunamıyor, muhafazakâr seçmenin bir kısmı da homurdanmaya başladı. Has Parti’nin yeni bir parti olarak kuruluşunu anlamlı kılacak bir sonuç alacağını düşünüyorum. Yani bizi ileriye taşıyacak, Has Parti’yi Türkiye siyasetinin yarınında önemli bir aktör yapacak bir oran.
-Saadet Partisi Kadroları İle Yakın Arkadaşlıklarınız Bulunmakta, Has Parti Nin Kurulması Sürecinde Bu Arkadaşlıklarınızda Kırgınlıklar Oluştu Mu? Has Parti Li Kadrolar İle Saadet Partili Kadrolar Arasında Bir Küskünlük Kavga Ve Kırgınlık Var Diyebilirmiyiz?
Bu tip ayrılışlarda böyle şeyler hep olur. Bizde de oldu. Ben, Numan Kurtulmuş’un Saadet’ten ayrılmasının doğru olduğunu düşünüyorum. Şimdi olanlara bakıyorum da Hoca’dan sonra daha büyük sıkıntılar yaşanabilirdi diyorum. Ayrıca Saadet yapısı ve toplumdaki izlenimi ile belli bir yere kadar gidilebilirdi. Şimdi Türkiye seçmeninin büyük bir bölümü Has Parti’ye oy verebilirim diyor. Yani Türkiye siyasetinde alternatif bir lider ve parti var.
-MHP Nin Baraj Altında Kalma İhtimali Çok Konuşuluyor, Sizin Görüşleriniz Bu Konuda Nedir ? Size Göre De Böyle Bir Riski Varmıdır MHP Nin ?
Bu kaset furyası nereye kadar gider bilemiyorum. Elbette MHP’nin baraj altı kalma riski var. Esasen bunun Türkiye’nin geleceği açısından anlamını konuşmak lazım. Evet, Bahçeli çok sert şeyler söylüyor ama bir kesimi sokaktan uzak tuttuğu da bir gerçek.
-Has Parti Önümüzdeki Günlerde Gerçekleşecek 2011 Seçimlerinde Her Hangi Bir Siyasi Parti İle Seçim İttifakı Halindemidir ?
Hayır seçimde işbirliği yaptığımız bir parti yok ama seçime girmeyen bazı partilerin seçmeninin Has Parti’ye yöneleceğini düşünüyorum. Mesela; bağımsız adayların olmadığı yerlerde Kürt seçmenin Has Parti’ye oy vereceği kanaatindeyim.
-Sayın Devlet Bahçeli’nin , Sayın Fetullah Gülen Hakkında Yaptığı Ve Çok Konuşulan Açıklamaları İle İlgili Olarak Görüşlerinizi Alabilirmiyim? Siz Fetullah Gülen Hareketini Nasıl Değerlendirmektesiniz ?
Fethullah Gülen hareketini dikkatle izliyorum, spekülasyonları anlamaya çalışıyorum. Bahçeli’nin dedikleri kendine ama ben bir dini cemaatin bu kadar spekülasyona konu edilmesini doğru bulmuyorum. Bu her şeyden önce bu cemaate zarar verir.
-Sayın Bekaroğlu, YSK Kararlarını Hukuki Buluyormusunuz ? Değerlendirmelerinizi Paylaşırmısınız ?
Burada hukukiliğin bir anlamı kalmamıştır. Yaptıkları kanunlara uygun idiyse sonra niçin geri adım attılar, niçin kanunları çiğnediler. Değildiyse niçin bu kararı vererek Türkiye’yi ayağa kaldırdılar. Bana kalırsa YSH çok kötü bir sınav verdi, güvenilirliğini ortadan kaldırdı. Bir çok sebep var ama sadece bu YSK’nin kontrolünde yapılacak seçimler güvenli değildir. Esasen bu insanların çoktan istifa etmeleri gerekirdi.
-YSK Kararı Değişmeseydi Sizce Seçim Sonuçlarını Nasıl Etkiler Di ? Karardan Bir Anlamda Dönülmesini Nasıl Yorumluyorsunuz ? YSK Kararlşarı Protestolarında Ölen Ve Yaralanan Vatandaşlarımız Oldu, Karardan Dönülmesi YSK Yı Tüm Bu Olup Bitenler Konusunda Aklar Mı
Hayır, tam tersi, karar da, karardan dönülmesi de YSK’nin meşruiyetini zedelemiştir. Ölen gencin hesabı ise ortada duruyor. YSK ve diğer vesayet kurumlarının böyle kararları dolayısıyla binlerce insan öldü bu ülkede, bütün bu insanları hesapları ortada duruyor. Türkiye Kürt sorununa eşit yurttaşlık temelinde adil ve kalıcı bir çözüm bulamazsa daha çok insanın hesabı ortada kalacak.
-Ak Parti Demokratik Açılım Çalışmalarında  Sizce Başarılı Olabildi Mi ? Şu Ana Kadar Gelinen Süreci Nasıl Değerlendiriyorsunuz ?
AK Parti ve Sayın Erdoğan maalesef bu süreci yönetemedi. Başarı şöyle dursun beklentileri yükseltip gerekli adımları atmadığı için sorunu daha içinden çıkılamaz hale getirdiler. Şimdi ise Sayın Başbakan “Kürt sorunu yok” diyor. Anlaşılır gibi değil, ne yapıyor Başbakan? Eğer MHP’yi baraj altı bırakıp cumhurbaşkanlığının/başkanlığını yolunu açmaya çalışıyorsa, çok tehlikeli bir şekilde ateşle oynuyor, Türkiye’yi de, kendisini de, hepimizi de yakabilir.
-Sizce Mecliste Başörtülü Milletvekili Olabilmeli Midir ? Has Parti Bu Sorunu Yeni Yürütme Döneminde Çözebilmek Adına Ne Gibi Tedbirler Ve Girişimlerde Bulunacak ?
TSK’nin darbecilikle suçlanan onlarca generalini hapse attıran, Silivri’de mahkemenin kararından sonra kapıları kapatıp 163 üst rütbeli subayı cezaevlerine gönderen iradenin başörtülü milletvekili sorununu çözememesi inandırıcı değil. Ortada hiçbir mazeret kalmamıştır, Ak Parti’nin artık mağduru oynaması inandırıcı değildir.
Umarım Has Partili kadın adaylar milletvekili seçilirler. Biz, hiçbir kimsenin yaşam tarzı ve kıyafeti dolayısıyla hiçbir haktan mahrum edilemeyeceğine inanıyoruz. Kadınların seçilme, eğitim ve çalşıma hakkı asla kısıtlanamaz.
-Sizin Kişisel Ve Parti Olarak Nükleer Santraller Kurulması Konusunda Görülerinizi Alabilirmiyim ?
Mehmet Bekaroğlu’da Has Parti’de nükleer santrallere karşıdır. Has Parti iktidarında böyle bir şey asla yapılmayacaktır. Hata payı kitlesel ölümler ve kalıcı hastalıklar olan bir teknoloji kabul edilemez.
-Bazı Kaynaklarda Global Isınma Ve Ozon Tabakasındaki Problemin Bu Hızla Gitmesi Sonucunda Yaklaşık Elli Yıllık Bir Projeksiyonda, Kuzey Amerika Kıtasında Çölleşme Beklendiği Belirtiliyor. Bu Durumda O Bölgede Bulunan Kanada Ve ABD Nin Gelecek Planlarında ‘’Yeni Biryurt’’ Arayışı Söz Konusu Olabilir Mi?  Bir Süper Gücün Yeni Bir Vatan Toprağı Arama Gereği Duyduğunu Varsayarsak , ABD Veya Benzeri Bir Ülke Bölge Yeni Yerleşim Yeri Olarak Kendine Enerji Kaynaklarının Oldugu Bir Bölgeyi Mi Seçer ? ABD Nin Ortadoğu İle Bu Denli İlgili Olmasının Ardındaki Gerçekliklerden Biri Olarak Bunu Da Görebilirmiyiz ?
Küresel ısınmanı olumsuz sonuçları için yüzlerce yıllık bir zaman gerekmeyeceği açık. Amerika kıtası batar mı bilemiyorum ama Amerikan sistemi batıyor. ABD’nin bölgedeki etkinlikleri, İslam coğrafyasını küresel kapitalizme eklemleme gayretleri ortada. Gelip yerleşir mi, bilemiyorum ama iliklerimize kadar bizi sömürdüğünü biliyorum.
-Sayın Bekaroğlu , Ülkemiz Gıda Üretiminde Kendi Kendine Yeten Ülkeler Arasında İken, Şimdilerde Gıda Maddeleri İthal Eden Bir Durumdayız, Hem Bu Durumu Hem De Dünya Genelinde Artmakta Olan Gıda Fiyatları Hakkında Değerlendirmelerinizi Bizimle Paylaşırmısınız ? Tarım Ve Hayvancılık Politikanızı Aktarabilirmisiniz ?
Sadece Türkiye için değil bizim gibi olan birçok ülke için tehlike çanları çalıyor. Özellikle, Kemal Derviş’in başlattığı ve Tayip Erdoğan’ın harfiyen uyguladığı ekonomik politikalar Türkiye’nin tarım ve hayvancılığını felç etmiştir.
-Ak Parti İle Has Parti Yi Birbirinden Ayıran En Temel Özellikler Nelerdir ?
Biz devletin tahakküm ve birikim aracı olarak kullanılmasına karşı çıkıyoruz, Ak Parti ise devleti tahakküm ve birikim aracı olarak kullanıyor. Bir “adalet” diyoruz Ak Parti “kalkınma” diyor.
-Kürt Vatandaşlarımızla İlgili Ve Doğu-Güneydoğu Bölgesi İle İlgili Olarak Çözüm Önerilerinizi Alabilirmiyim ?
Kürt sorunu temelde dil sorunudur. Eğitim dahil Kürtçenin önündeki engeller kaldırılması çok önemli. Tabi yaşanan bunca kayıp ve hak ihlalleri var. Ciddi bir sosyal ve ekonomik onarım programına ihtiyaç var. Bir başka konu da insanların kendilerini yönetmeleridir. Bunun için de ademi merkeziyetçi bir yönetim biçimi öneriyoruz.
-28 Şubat Hakkındaki Değerlendirmelerinizi Paylaşırmısınız Bizimle ?
Askeri müdahaledir; çok postmodern haksızlıklar, baskılar yapıldı, insanlar çok acı çekti.
-Askerlik Siteminin Yeniden Yapılandırılması İle İlgili Görüş Ve Önerileriniz Var Mıdır? TSK Nın Mevcut Yapısında Aksayan Yönler Var Mıdır? Nelerdir ? Çözüm Önerileriniz İle Birlikte Paylaşırmısınız ?
Bir ülkede halk temsilcileri aracılığıyla silah ve parayı kontrol edemiyorsa o ülkedeki rejim demokrasi değildir. Has Parti iktidarında TSK derhal MSB’na bağlanacaktır, MSB bütçesi TBMM tarafından denetlenecektir. Ordu, uzmanlaşmış yüksek teknolojiyi kullanana bir orduya dönüştürülecek. Askerlik süresi üç aya indirilecek
-Kars’ta Yıkılan Anıt Kakkındaki Görüşleriniz Nelerdir? Sizce De O Anıt Bir ‘’Heykel’’ Midir ? Ucube Söylemini Nasıl Değerlendiriyorsunuz?
Ben bir sanatçının ortaya çıkardığı ürünü sanatsal açıdan değerlendirecek bir durumda değilim. Zaten bu tartışma da böyle bir tartışma değildi. Başbakan’ın çıkışı siyasiydi, klasik fay hattını seçim dolayısıyla tekrar yokladı, bunu seçmeni taraftara dönüştürmenin bir aracı olarak kullandı.
-İnternet İn Filtrelenmesi Ve Genel Olarak Bu Anlamdaki Sansürü Nasıl Değerlendirmektesiniz?
Sansürün hiçbir şeklini doğru bulmam. Ama ailelerin kendi iradeleri ile çocuklarının ruh sağlığını korumak için bazı kısıtlamalar yapabileceğini düşünüyorum. Zaten bunu sağlayan programlar da var.
-Anayasa Değişikliği Konusunda Partinizin Bir Önerisi Yada Taslağı Varmıdır? Anayasa Değişikliğine Destek Ve Katkı Verecekmisiniz?
Devleti birikim ve tahakküm aracı olmaktan çıkaracak, insanların ayrımcılığa uğramalarına son verecek, eşit yurttaşlık temelinde yani bir anayasaya ihtiyaç var. Bu güne kadar anayasaları hep seçkinler/askerler yaptı. Artık anayasayı halk yapmalı. Biz bu nedenle Anayasanın 175’şinci maddesini değiştirip dar bölge iki turlu bir seçimle sadece anayasa yapmakla görevli bir anayasa meclisi (kurucu meclis) oluşturmayı öngörüyoruz. Yani anayasayı halk yapacak. Kısıtlı, barajlı, adaletsiz bir seçimle oluşan meclisin yeni bir anaya yapmasını doğru bulmuyoruz.
-Siyaset Dışında Vaktinizi Neler Yaparak Değerlendirmektesiniz ? Hobileriniz Nelerdir ? Mesela Spor İle İlgilimisiniz ? Her Hangi Bir Takımın Taraftarımısınız ?
“Bize her yer Trabzon”. Sabahları bir saat yürüyüş, biraz koşma, bunlar spor sayılır mı, bilemiyorum. Siyasetin dışında öğretim üyeliği ve doktorluğu da sürdürüyorum. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde politik psikoloji dersi veriyorum. Torunlarım var vs.
-Siyasi Çalışmalarınız Aile Hayatınızda Aksamaya Neden Oluyor Mu? Bildiğim Kadarı İle Yedi Çocuk Sahibi Bir Babasınız, Çocuklarınıza Yeterli Zaman Ayırabiliyormusunuz ?
Evet, en büyük sorunum bu. Tüm yük eşimin üzerinde. Eğer hakkını helal etmese benim işim zor.
-Son Olarak Siyaset Yapmak İsteyen Gençlerimize Tavsiye Ve Önerileriniz Nedir? Bu Sorumla Birlikte Bize Zaman Ayrıdıgınız İçin Çok Teşekkür Ediyorum Şahsım Ve Okurlarımız Adına.
Siyaset iki şey için yapılır, daha doğrusu çekilir diyelim. Çünkü çok zor bir iştir. Birincisi, siyaset yoluyla çok büyük çıkarlar elde etmek, yani devleti birikim ve tahakküm aracı olarak kullanmak. İkincisi Allah rızası için, insanlık için. Mal-mülk-para-ün vs, dünya kime kalmış? İkincisi için siyaset çok önemlidir ve değer.

15 Mayıs 2011
Twitter : @cngzkync

13 Mayıs 2011

SÖYLEŞİ : Ak Parti Adana Mv.Adayı NECDET ÜNÜVAR


Bugünkü Konuğum , Ak parti Adana Mv.Adayı  Sayın Necdet Ünüvar.  Bir dönem önce de milletvekili olarak mecliste bulunan Sayın Necdet Ünüvar , 167 milletvekili nin yeniden aday gösterilmediği bu seçimlerde Adana 3. Sıradan yeniden aday gösterilerek , Sayın Erdoğan’ın yeni ekibinde de yer alması ile dikkatimi çeken adaylardan. Kendisi ile hem kendisini daha yakından tanımak için, hem de yeniden aday gösterilmesine dooğru uzanan süreci söyleştik.

-Sayın Ünüvar, Yeni Dönemde Sayın Erdoğan Tarafından Yeniden Aday Gösterildiniz,  Adana 3.Sıradan Mv.Adayı Gösterildiniz. Öncelikle Tebrik Ediyor Başarılar Diliyorum. Söyleşimize ‘Aday Gösterilmeniz Sizin İçin Süpriz Oldu Mu ? Aday Gösterileceğinizden Eminmiydiniz ?’’ Sorusuyla Başlamak İsterim.
Hayır, sürpriz olmadı ama bu, aday olacağımdan emin olduğum anlamına da gelmez. Bize düşen, hangi görev verilirse o doğrultuda yılmadan, bıkmadan çalışmaktır.

-Bir Tıp Doktoru Olarak, Neden Mesleğinizi İcra Etmek Yerine Siyaseti Tercih Ettiniz?
Bilindiği gibi 2002-2007 yılları arasında Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı yapmıştım. Bu süreçte belki mesleğimi yapamadım ama mesleğimle ilgili pek çok güzelliği hayata geçirme fırsatım olmuştu. Siyasette de aynı yönde çalışmalar yaptığımı düşünüyorum.

-Tıp Doktoru Olmanız Nedeniyle Ve Yeniden Aday Gösterilmenizden Hareketle, Ufukta Bir Saglık Bakanlığı Var Yada Olabilir Diyebilirmiyiz ?
Herhangi bir üst göreve talip olmak benim tarzıma uygun bir davranış değildir. Bize düşen şu aşamada Türkiye’yi daha yükseklere taşıyacak yönde çalışmaktır.

-Siyasetle Uğraştığınız Dönemde Doktorluk Karşyerinizle İlgili Olarak Kendinizi Yenileme Ve Güncel Tutmakla İlgili Bir Şeyler Yapıyormusunuz ? Milletvekilliği Süreniz Bittiğinde Kaldığınız Yerden Mesleğinize Devam Etmeyi Düşünüyormusunuz ?
Malesef mesleğimle ilgili olarak düzenli okumak mümkün olmuyor ama yine de fırsat buldukça gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum.

-Bize Sayın Erdoğan İle İlk Tanışmanızı Anlatabilir Misiniz ?
Sayın Başbakanımızla Müsteşarlığım esnasında tanışmıştık.

-Siyasete Ak Parti İle Mi Başladınız  ? Ak Parti Öncesi Siyasi Çalışmalarınız Olmuş Muydu?
Siyasetle ilgilenmeye ilk kez Ak Parti ile başladım. Daha önce herhangi bir siyasi faaliyetim olmamıştı.

-Kayıp Çocukları Araştırma Komisyon Başkanı Olarak, Türkiye’de Çocuk Kayıplarının Önlenmesinde Yeni Denilebilecek Hangi Çalışmalarınız Var  Veye Olacak? 2010 Verilerine Göre 1570 Kayıp Çocuğun Bulunduğu Ülkemizdeki Bu Sayı Oldukça Fazla Sayılmazmı?
Her bir çocuğumuzun kaybı bile toplumda derin üzüntülere yol açmaktadır. Biz de “yeni kayıp çocuklar olmasın” diye çok detaylı bir çalışma yaptık ve çözüm önerilerimizi geçen hafta TBMM’ye sunduk. Rakamlara baktığımız zaman Batı ülkelerinden sayı fazla değil ama yine de ciddi tedbirler almamız gerektiğini söyleyebilirim.

-Ailenizde Daha Önce Herhangi Bir Partide Siyaset Yapan Biri Oldu Mu ? Siz Ailenizin İlk Siyaset Yapan Bireyimisiniz?
Ailemde benden önce siyasetle ilgilenen birisi yok.

-Siyaset Dışında Vaktinizi Ne Yaparak Değerlendirmektesiniz ? Hobileriniz Nelerdir   ? Mesela Spor İle İlgilimisiniz ? Hazır Spor Demişken Her Hangi Bir Takımı Tutmaktamısınız ?
Siyasetle yoğun bir şekilde uğraşınca diğer aktivitelere fırsat kalmıyor. Okumak için gayret sarfediyorum ancak spor yapmaya pek zamanım olmuyor. Takım olarak Beşiktaş, Adanaspor ve Adanademirspor’u tutuyorum. Başarılı olmalarını da can-ı gönülden temenni ediyorum.

-Adana Milletvekili Adayı Olarak, Adana Seçmenine En Önemli Diyebileceğiniz Projeniz Ve Vaadiniz Nedir ?
Tıp Doktoru kökenli bir siyasetçi olarak Adanalı vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinden daha fazla ve daha kaliteli yararlanacağı çok güzel projelerimizin son aşamasına geldik. Önümüzdeki birkaç yıl içinde Adana mükemmel sağlık tesislerine kavuşacak.

-Allah Bağışlasın 3 Çocuk Babası Bir Milletvekili Ve Şimdide Yeniden Aday Olarak, Çocuklarınıza Ve Ailenize Yeterli Zaman Ayırabiliyormusunuz  ? Çocuklarınızın Siyasete İlgileri Nasıl ?Aralarında Babaları Gibi Birgün Bende Milletvekili Olmak İstiyorum Diyen Ve  Planlayan Var Mı ?
2 kızım var, birisi Şehir Plancısı, siyaset düşünmüyor. Diğeri Lise 2’de okuyor. Oğlum İşletme Fakültesi 2.sınıfta okuyor, siyasetle şu anda kısmen  ilgili, siyasetçi kumaşı da var ama ileride ne olur bilemeyiz.

-Ak Parti Olarak Samimi Bir Özeleştiri Sorusu Sormam Gerekirse, Sağlık Alanında Şunuda Layığı Gibi Yapamadık Dediğiniz Bir Konu Varmıdr  ?
Sağlıkta 9 yıldır hakikaten müthiş şeyler yapıldı. Belki bazı hizmet alanları öne çıkmış olabilir ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: çok şey yapıldı ama inşallah daha çok şeyler yapılacak ve Türk insanı bunu hak ediyor.

-Devam Eden ETÖ Davası Sizce Türk Siyasi Hayatına Nasıl Bir Etki Yaratmaktadır ?
Bu davanın sanıklarından bazılarının aday yapılmasını Türk halkı ibretle takip etmektedir. Bu partilerin bazı yöneticilerinin ve bazı seçmenlerinin dahi bu tabloyu tasvip etmediğini düşünüyorum.

-Ak Partide Siyaset Yapmak Ve Milletvekili Olmak Üzere 6000 Civarı Başvuru Yapılmışken Sadece 167 Milletvekilinin Tekrar Aday Gösterilmemiş Olması, Genelde Müracatların Yeterlilik Anlamında Aranılan Kriterlere Çok Da Uymadığı Anlamına Mı Geliyor ?
TBMM’de 550 milletvekili var. Doğal olarak bazı aday adayları aday olamayacaktı. Bazı milletvekili arkadaşlarımız aday olmadılar, pek çoğu ile konuştum. Arkadaşlarımız hadiseyi metanet ve olgunlukla karşılamışlar. Sonuçta bu bir hizmet yarışı ve hizmetin tek yolu da milletvekili olmak değil.

-Yeniden Aday Gösterilmeyen Milletvekili Arkadaşlarınızdan En Çok Hangisine Şaşırdınız ?
Bu sorunuza isim olarak cevap vermem doğru olmaz. Hepsi birbirinden değerli arkadaşlar; milletvekili olmasalar bile milletin hizmetinde devam edecekler..

-Twitter Ve Diğer Sosyal Medya Araçlarının Siyasetçiye Fayda Sağladığını Düşünüyormusunuz?
Nereden baktığınıza bağlı.. Ben twitter ve diğer sosyal medya araçlarının toplumla iletişimimize katkı sağlayan unsurlar olarak görüyorum. Amacına uygun kullanırsanız harcadığınız zaman size avantaj olarak dönecektir.

-Kolay Ulaşılabilir Bir Milletvekilimisiniz ? Özellikle Adana’dan Seçmenleriniz Dilediklerinde Size En Kolay Nasıl Ulaşabilirler ?
Kolay ulaşılabilir bir milletvekili olduğumu söylüyorlar. Sekreterim, Danışmanım veya direkt olarak bana telefonla, elektronik posta ve twitter’la ulaşıp, irtibat kuruyorlar.

-Seçimlerle İlgili Olarak Partinizin Ve En Yakın Rakibiniz Olan CHP Nin Oy Oranları Hakkında Tahmininizi Alabilirmiyim ?
Ak Parti’nin %50 civarında, CHP’nin yarısı kadar oy alacağını düşünüyorum.

-MHP Nin Baraj Altında Kalma İhtimali Çok Konuşuluyor, Sizin Görüşleriniz Bu Konuda Nedir ?
Yapılan kamuoyu araştırmalarıı MHP’nin baraj sınırında olduğunu söylüyor.

-Sayın Devlet Bahçeli’nin , Sayın Fetullah Gülen Hakkında Yaptığı Ve Çok Konuşulan Açıklamaları İle İlgili Olarak Görüşlerinizi Alabilirmiyim?
Fetullah Gülen Hocaefendi siyasi bir figür değildir, eğitim faaliyetleriyle öne çıkmış bir kanaat önderidir. Dolayısıyla konu siyasetin değil olsa olsa eğitimin bir konusu olabilir. Eğitim faaliyetleriyle de özellikle yurt dışında göğsümüzü kabartan işler yapılmaktadır.

-Son Olarak Siyaset Yapmak İsteyen Gençlerimize Tavsiye Ve Önerileriniz Nedir?
Okusunlar, kendisini geliştirsinler. Siyaset yapacaklarsa sadece bugünün bilgisi yetmez, yarının bilgisine de sahip olmak zorundadırlar.
13 Mayıs 2011
Twitter : @cngzkync