21 Şubat 2012

Medeniyet Dili Kürtçe

Bülent Arınç, 3 Şubat 2012 Akşamı CNN TÜRK televizyonunda Şirin Payzın’ın yönettiği “Neler Oluyor” programında, Türkçenin bir medeniyet dili olduğunu ancak Kürtçenin bir medeniyet dili olmadığını, dolayısıyla Kürtçe ile eğitim-öğretim yapılamayacağını, Kürtçenin öğretimde ancak seçimlik ders olacağını ifade ettiler.

Arınç bir süre önce Uludere vesilesi ile yaptığı bir açıklamada ise, Kürtlerin de Türkler kadar hak sahibi olacağını ifade etmiş ve Kürtlere hak verilmeyeceğini, ellerinden alınmış haklarının Kürtler tarafından kazanılmasının bir lütuf değil, gayet doğal olduğunu dile getirmişti.

Bu iki söylemin de sahibi Arınç ı Kürt vatandaşlarımızın sorunları ile ilgili yaptığı farklı açıklamalar nedeniyle bugünler itibari ile anlamak oldukça güç. Maalesef Arınç ın son açıklamaları itibari ile daha evvel ifade ettikleri arasında üzüntü verici bariz bir çelişki söz konusu.

Arınç ın Kürtçe anadili ile eğitim ve öğretim konusundaki kişisel olduğunu düşündüğüm ve iktidarı bağlayıcı olmayacağını ümid ettiğim görüşünden ziyade, asıl önemli ve hakikaten kabul edilemez olan değerlendirmesi ise, ‘’Kürtçe Medeniyet dili değildir’’ şeklindeki söylemi idi.

‘’Kürtçenin gençlerin geleceği açısından sakıncalı’’ olduğu ifadesi ise hakikaten bir başka sorunlu ifade. Bıraksak da gençler kendi gelecekleri için gerekli olan dile veya dillere kendileri karar verseler daha doğru ve demokratça olmaz mı?

Arınç ın medeniyet tanımı ile genel ve kabul edilen medeniyet tanımı arasında çok ciddi bir fark söz konusu.

Türkler de Kürtler de birer millet olduğuna göre ve bu milletlerin de kendi dilleri, (bazılarınca hala Kürtçe ve Kürt yok denilse de) gün gibi ‘’VAR’’ olduğuna göre, bu milletleri ve dillerini medeni ve medeni olmayan diye ayrıştırmanın gereği var mıdır ?

Demokratlık iddiasında olan iktidarın, devleti demokratlaştırma çabalarının devam ettiği bir süreçte, Arınç ın yaptığı bu açıklama demokratlığın hangi paragrafındaki açıklamayla örtüşebilir ?

Yeni Anayasa hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde, Arınçın bu sözleri, Ak Parti içindeki yetki ve görevi itibariyle oldukça önemli ve düşündürücü.

Yeri gelmişken şu notları aktarmakta fayda görüyorum;

1-      Dünyada birçok üniversite bünyesinde Kürt Dili ile ilgili bölümler vardır.

2-      Dünyada birçok akademisyen Kürtçe bilmektedir.

3-      Dünyada birçok akademisyen Kürt Dili kullanarak araştırmalar yapmaktadır.

4-      Kürt Dili, Hint-Avrupa dil gurubundandır.

5-      Kürt Dili, dünyanın sayılı ve kabul edilir dillerinden birisdir.

6-      Kürt Dili, büyük klasik eserler, divanlar yaratan bir dildir

7-      Melayê Cizîrî, Feqîyê Teyran, Baba Tahirê Uryan, Ehmedê Xanî, Huseynê Bateyî, bir kaç  Kürt Şair ve Edebiyatçısına örnektir.

8-    Dîwana Melayê Cizîrî, Mem û Zîn, Nûbihar, Mewlûd, Mêjûyî Edebiyatê Kurdî, Bîra Qederê, bir kaç Kürtçe edebi esere örnektir.

9-    Kürt Dili, Dünya’da en az 35 milyon Kürt tarafından aktif olarak kullanılmaktadır

10-  Kürt Dili ile yaratılan onbinlerce eser bulunmaktadır.

11-  Kürt Dili’nin edebiyat ve bilim dili olduğu binlerce eser ile ispatlanmış durumdadır.

12-  Hemen yanıbaşımızda, Kürdistan Federe Devleti adında bir devlet vardır ve eğitim, öğretim ve bilim dili de Kürtçe dir.

Medeniyetlerin içlerinde farklı dil ve kültürleri özgürce ve önyargısız barındırabildiklerinde medeniyet olarak tanımlanabileceklerini düşünüyorum. Medeniyetlerin medenilik derecesinin, uygarlık ve demokrasi düzeyi ile doğru orantılı olduğu kanaatindeyim. Artık bırakalım da kim hangi dilde ilim bilim vs öğreneceğine kendisi karar versin.


Dünya Anadil Günü Kutlu Olsun / Roja Zimane Dayike Piroz Be



21 Şubat 2012

Twitter : @cngzkync

19 Şubat 2012

Mazlumun Ahı


Sayın Başbakan'ın birkaç gün önceki grup konuşmasının bir bölümünde de belirttiği üzere nasil ki Irak, Mısır ve Libya da mazlumların ahını alanlardan o ah bir şekilde çıktıysa elbette ve evet Suriye de de çıkacaktır.

Bu meyanda bir diğer "ah çıkması" durumunun, Uludere'de ahı alınan vatandaşlarımız ile ilgili olarak da gerçekleşeceğini, Başbakanın bu konudaki kararlılığına ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Uludere Alt Komisyonunun samimiyetine inanarak söyleyebilirim.

Uludere hadisesi ile ilgili olarak, iktidara yönelik kimi haklı kimi de haksız tüm eleştirilerin sonuç itibariyle Başbakan tarafından göz ardı edilmediği kanaatindeyim.

Bu katliamın nihai hedefinde Başbakanın, Genel Kurmay Başkanının, MİT Müsteşarının yıpratılma ve itibarsızlaştırma amacının olduğu ve bununla birlikte devam eden askeri operasyonlarla bir anlamda bunalan terör örgütüne nefes aldırma ve BDP ye de siyasi propaganda zemini hazırlama maksadının bulunduğu apaçık ortadadır.

Bu özellikleriyle bu hain operasyonun son derece profesyonelce hazırlanmış olduğunu belirtmek gerekir.

Henüz böylesine "iyi" organize edilmiş bu operasyonun teknik detayları ve failleri kişiler bazında kesinleşmemiş olsa da, grup ve oluşumlar bazında hadisenin faillerinin terör örgütü ile birlikte hareket eden ve maalesef ordu ve istihbarat teşkilatımız içinde, halen bu kurumlardan uzaklaştırılamamış birtakım illegal yapılanmaların bileşkesinden oluşan hain yapı tarafından ortaklaşa gerçekleştirilmiş bir operasyon olduğu kanaatini taşıyorum.

Ancak iktidarın olayın aydınlatılmasına yönelik samimiyetine inanmakla birlikte, hadisenin gerçekleşmesini takiben örneğin cenaze törenlerinde bulunmak ve ilk andan itibaren mağdur vatandaşı sahiplenmek gibi konularda arzu edileni tam anlamıyla yapamadığını üzülerek belirtmek isterim.

Bu anlamdaki eksikliğini gecikmeyle de anlamış olmanın mahçubiyeti ile birlikte durumu telafi etmek ile ilgili iktidarın bölgeye ve taziye evlerine ziyaretlerini, TBMM İnsan Hakları Komisyonunda bir Uludere alt komisyonu kurmasını, tazminat tahsisi vs gibi çalışmalarını ise öncelikle Başbakanın şahsında samimi buluyorum.

Ben ümitliyim, ne Başbakan Uludere'yi unutacak ya da unutturacaktır ne de mazlumların ahı yerde kalacaktır.

Twitter : @cngzkync

31 Ocak 2012

Akla Ziyan Manşet


Bir yerlerden bir şeyler türetip, uydurup bir yerleri kışkırtmaya ve karıştırmaya ne denli meraklısınız anladıkda, Ya Hu El-İnsaf be kardeşim !.
28.01.2012 tarihli Sözcü Gazetesinin sürmanşetine göre neymiş efendim ; AK Parti Van Milletvekili Gülşen Orhan BDP li Vekil gibi konuşmuşmuş. Tabi ya ne demezsiniz. Aynen öyle konuşmuştur. Helal olsun size ki bunu şıp diye anlamışsınız ve hatta keşfetmişsiniz. Öyle şahanesiniz ve öyle usta bir gözlem ve yorum yeteneğiniz var ki bundan bizleri de istifade ettirdiniz. Sağolunuz varolunuz iyi ki varsınız.
İyi ki varsınız da, sayenizde memleketteki tüm kargalar bir anda coşkuyla gülüverdiler. Umarım siz de duyabilmişsinizdir size kahkahalarla gülen kargaları ?
Gidin be kardeşim ! Siz bu milleti bu kadar aptal mı sanıyorsunuz ? Kulağınıza yalan yanlış, hele de basına kapalı bir toplantıdan her nasılsa fısıldanmış bazı sözleri, bir insan evladı bu denli art niyetli ve büsbütün çarpıtarak mı topluma yansıtır ? Bu mudur gazetecilik ? Bu mudur hakkaniyet ?
Gazetenize manşetlik bir yazı kaleme alıyorsunuz, yazmadan önce insan gazetecilik gereği manşetinize konu olan sözlerle ilgili milletvekiline ulaşıp, kulağınıza fısıldanan o cümleleri önce bir doğrulatmaz mı ? Örneğin ben bu makaleyi kaleme almadan önce, sizin o tuhaf manşetinizi okuduktan hemen sonra gayet de kolaylıkla kendisine ulaşarak konuyu kendisine detaylı sordum ve öyle kaleme aldım.
Yapmayın be kardeşim ! Bu millet artık yutmuyor bu tarz kışkırtmaları, yeter vazgeçin artık şu Atatürk ve Cumhuriyet kelimesini duyduğunuz anda otomatik bir refleks ile acaba neresinden tutsam da kendime bir pay çıkarsam zihniyetinden.
Haa dikkat çekici diğer bir husus da, Kürt Meselesini bir şekilde analiz etmeye kalkışan kim olursa olsun hemen ya ulusalcı zihniyetin yada terör örgütü yandaşlarının boy hedefi oluveriyor. Neden acaba ? Yoksa bu durum, o meseleyi ben ürettim ve sadece ben analiz ederim, sadece ben yorumlayabilirim şartlı refleksi ve bencilliğimidir ?
Bakınız güzel kardeşim, sizin BDP' li gibi konuştu diyerek, besbelli ki bilmeden tanımadan bol keseden atarak ve sözüm ona Başbakana şikayette çalıştığınız Sayın Gülşen Orhan, Van gibi siyasi ve sosyal dengeleri oldukça hassas bir bölgede, siyasi rakibi olan BDP'ye karşı seçim bölgesinde siyasi mücadelesini vererek gelmiş birisidir.
Dolayısıyla sizin maksatlı olarak oluşturmaya çalıştığınız bir durum söz konusu değildir. Sürmanşetinizin tamamen çarpıtma ve ifade ettiklerinizle ilgili tüm alakasızlığına rağmen, şu da bilinmelidir ki, zaman zaman rakip olsalarda bazı partilerin birtakım konularda aynı söylemleri kullanmaları gayet olası ve bilindik bir durumdur.
Referandum ve Milletvekilliği seçim süreçlerinde bazı çevrelerden onlarca tehdit almıştır. Çeşitli akıl almaz kara propagandalara uğramış, ancak tüm bu zorluklara karşı yılmamış ve inandığı mücadelesine devam ederek Vanlı seçmenlerinin oyunu alarak TBMM'ye hakkı ile gelmiş bir vekildir.
Atılan kuru iftiranın vicdani sorumluluğu gibi konulara burada değinmeye zaten gerek yok, çünkü o manşeti atabilen zihniyetin bunu pek anlayabileceğini düşünmüyorum ama, hiç değilse o ilk bakışta harflerin büyüklüğünden dolayı ''koskoca'' duran ve ama manşetin devamına baktığınızda, sadece üç beş satır iftiradan ibaret ''içi bomboş akla ziyan'' bir sürmanşet için harcadığınız o gazete kağıdına da mürekkebe de yazık be kardeşim.
31 Ocak 2012
Twitter : @cngzkync

13 Ocak 2012

Doğmayın Kürtler


TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerinden MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu nun daveti üzerine komisyona gelip konuşma yapan Prof.Dr. Anıl Çeçen in ‘’skandal’’ sözleri hayret verici.
İnsanın kanını donduracak nitelikteki bu kabul edilemez açıklamaların sahibinin, bir dönem Halk Evleri olarak bilinen kuruluşlarda yöneticilik yapmış olması ise, sözkonusu açıklamalara bakıldığında, taban tabana zıt ve bir başka çelişkili durum.
İnsan ister istemez, madem fikri ve zikri TBMM İnsan Hakları Komisyonununda da gördüğümüz üzere hesapsızca savaş nidaları atacak yönde idi, onunla bu manada aynı görüşte olmadığını Halk Evleri yetkililerinin yaptığı son açıklamalardan da kamuoyu olarak bildiğimiz devrimci çizgideki kuruluşlarda, nasıl hangi maksatla bulundu diye sormak istiyor.
Zamanla fikri ve zikri mi değişti, yoksa hep böyle bir zihniyetle mi vardı ? Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki görevi süresince de, bu zikrettiği ve 40 ların Almanya sında bariz uygulamalarını tarihten görüp bildiğimiz, en hafif tabiriyle ‘’baskıcı’’ , metodlar içeren zihniyete paralel öğrenciler mi yetiştirdi bu güzelim memlekete ?
Eğer öğrencilerinide komisyonda deklare ettiği zihniyete paralel  yetiştirdi ise halen yetiştiriyor ve de yetiştirmeye devam edecek ise, hakikaten işte o zaman vah bize vahlar bize. Neyse ki Türkiye artık, genel anlamda zihniyet olarak söz konusu profesörün fikren oldukça ilerisinde bulunuyor.
’Türkiye de İnsan Hakları Hukuku uygulanamaz, mesele bu hukukla çözülemez, savaş hukuku uygulanmalı’’ diyen ve Kürt halkını yok etme adına ‘’nerede bir topluluk varsa üzerlerine füze yollanmalı’’ ve ‘’doğumları engellenmeli’’ diyen zihniyeti ; İnsanlığım ve bu ülkenin bir bireyi olarak, devletimin biz vatandaşları adına imza ettiği ve yasalaştırdığı, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesinin ilgili maddesinden doğan insanlık hakkım adına eleştiriyor ve KINIYORUM.
Not:
Türk Ceza Kanunu Madde 76 :  ‘’Milli, Etnik, Irki veya Dini bir grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirlerin alınması soykırım suçudur.’’
Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi :  “Ulusal, Etnik, Irksal ve Dinsel bir grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması soykırımdır."

31 Aralık 2011

Dağlıkta Vurulduk Biz

Dağlıkta vurulduk biz
Sarp kayalardan yuvarlandık karakışta karanlıkta
Derin uçurumlara düştük zifir bir gecede
Ulu bir Derede açtık gözümüzü bir sabah
Kendi kendimizi vurduk ...

Biz Bizi vurduk...
Kirpikler ok idi ,
Lakin hançer oldu yüreklere
Kendi elimizle sapladık kendimize.....
Yara da bizdendi, sapladığımız hançer de

O dere sürüklüyor şimdi bizi
Ya mechul bir ovaya cehennem gibi
Ya da bir gül bahçesine belki cennet gibi
Dere serin, derin ve hoyrat akıyor şimdi

Varır elbet her hoyrat dere sakin denizlere
Elbet vurur bizi sessiz sakin bir kumsala
Ancak sürüklenmek zordur hoyrat derede

Kim bilir...

Belki bu dere ilaç olur derman olur yaraya
Bilinir ki serin sular tertemiz eder bedenleri zihinleri
Alır götürür tüm kirleri

Kim bilir..

İhtimaldedir belki tertemiz varmak o sessiz sakin denizlere
Ve koyun koyuna vurmak sahile
Yek vücüt yek yürek yek yarın yeminiyle.
Senle benle biz gibi Türkiye gibi

Kim bilir..

Bir başka yara daha alınır Ulu Dere yatağında
Ve belki varamadan o sessiz sakin kumsala ölürüz yine...
Ve öyle varırız denizlere ;
Yanyana, sırtüstü ya da yüzükoyun

Kimbilir..

Belki elele son nefeste,
Belki yine de biz
Ve ama sensiz ve bensiz ...
Ve fakat.... Cansız !

Yukarıdaki satırlar oldukça eski bir, şiirimsi yazıma aittir...Asker, vatandaş ve dün itibariyle henüz sebep ve koşulları tam netlik kazanmayan bir operasyon sebebiyle öldürülen Uludereli vatandaşlarımıza ithaf ediyorum.

31 Aralık 2011
Twitter : @cngzkync

24 Aralık 2011

Aynı Tas Aynı TRT


Daha birkaç gün önce 10 Aralık 2011 tarihli , ''TRT Nereye ?'' başlıklı makalemde, TRT den kamuoyuna yansıyan ve uzunca bir süredir devam eden, açıkçası kurum kimliği ile örtüşmediği oldukça aşikar, uslup ve dil konusuna dikkat çekmiştim.

TRT'nin artık hepimizin malumu ''Kamuoyu Açıklamaları'' na son olarak , Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından periyodik olarak düzenlenen Başkent Toplantıları'nın önceki akşam Ankara Swiss Hotel'deki son toplantısında, konuk olarak katılan TRT Genel Müdürü Sayın İbrahim Şahin'in, daha önce TRT Şeş'te de görev almış bir sanatçı hakkında asla kabul edilemez ve inanın buraya yazmaktan bile hicap duyduğum ''Rojin denen aşüfte'' sözleri eklendi.
Toplantıya katılan yazarların basına yansıyan açıklamalarıyla bilgi sahibi olduğumuz bu durum karşısında inanın ilk duyduğumda ben şahsen çok da şaşırmadım.
İbrahim Şahin'in, toplantıya katılanlar arasında yer alan Taraf Gazetesi yazarı Sayın Orhan Miroğlu'nun bu ifadelere itirazına ise, sarf ettiği sözlerinde bir hata görmeyip ''Benim üslubum Böyle'' diyerek cevap vermesi ise TRT'nin kamuoyu açıklamaları üslubundan rahatsızlığını dile getirmiş birisi olarak beni bile oldukça şaşırttı.
Sayın Genel Müdür'ün tercihi olan kişisel uslup, TRT nin uslubu asla olmamalıdır, çünkü bu uslup kurumsal bir uslup değildir.
Böylesi nadide bir kurumun, bu uslupla kurumsal varlık ve saygınlığını nereye kadar yürütebileceği noktasında derin endişeler yaşıyorum.
Bu haliyle TRT'deki mevcut müdüriyetin, bu nadide kurumun Genel Müdürlük makamı koltuğunu layıki ile temsil ettiği kanaatinde değilim.
TRT'nin hiç de hoş olmayan ve toplumun çeşitli katmanlarında oldukça ciddi olarak eleştirilmekte olan hal ve gidişi ile ilgili olarak, başta sorumluluk alanı dahilinde olduğu üzere Sayın Bülent Arınç ve diğer tüm ilgili makamların gerekli tedbirleri alacağı düşüncesindeyim.

Bu arada, Sosyal Medya'da Facebook ve Twitter mecrasından yükselen seste , Sayın Genel Müdürün istifası ciddi ve yogun bir şekilde #ibrahimsahinistifa konu başlığı ile talep edilip dile getirildiğini gördük. Peki ''İstifa'' bir çözüm müdür ? Neden olmasın ?


Yeni bir TRT vakası ile karşılaşmamak ümidi ile ve üzerinde şimdilik çok da konuşup tekrara düşmemek için, bir önceki makalemdeki temennimi TRT için yinelemek istiyorum. Durum tüm açıklığıyla ortadadır ve daha fazla söze de pek gereklilik yoktur.
Bu gidiş, hiç de iyi bir gidiş değil ama biz yine şunu söyleyerek sözlerimize son verelim....
Varışlar Hayrola !
24 Aralık 2011
Twitter : @cngzkync

15 Aralık 2011

Boyun Borcu

Vay ben hükümetten yana değilim, vay efendim ben muhalifim ve hele de ‘’yandaş’’ değilim gibi sözlerle laf salatasına gerek yok. Ortada buz gibi ve hemen hemen sekiz senedir önüne gelen tüm sandıkların şampiyonu olmuş bir Ak Parti gerçeği var.
Şöyle bir geriye doğru bakalım. Genellikle sol görüşlü partilerin ve tabiki CHP’ nin temel politika ve toplumsal vaadlerinde yer almış olan ‘’ özgürlükler, sivilleşme, demokratikleşme ’’ ve dolayısıyla ‘’normalleşme’’ adına vaad edebileceği konuları birlikte hatırlayalım.
Ak Parti nin, bırakalım bunları, inanın on yıllarca dile dahi getiremediğimiz bir çok meselede, sol siyasetin önünde giderek, tam yada kısmen de olsa, bu konularda yasa ve diğer düzenlemeler yaparak meseleleri halletme yönünde topluma ve ülke demokrasisine kazandırdıklarını inkar edemeyiz elbette. Eksikleri ve hataları yok mudur ? Elbette vardır.
Peki ya tamam mı? Yeterli mi ?
Elbette her şey tamam değil. En tamam olmayan ve hayati önem taşıyan konu olan Yeni Sivil Anayasa ise halen beklemede. Evet birtakım girişimler var tabi, hiçbir şey yapılmıyor ve yok da değil. Yeni bir anayasa elbette bir ekmek misali gidip mahalle bakkalından alınabilecek kadar kolay bir mesele de değil.
Ancak, yakın tarihimizin demokrasi ayıpları olan gerçekleşmiş darbeler ve ‘’ Ergenekon ’’ başlığı altında toplanabilecek dava sonucu henüz netlik kazanmamış bazı darbe girişimleri sonrasında, Türkiye toplumu kendine sığınacak güvenli bir liman misali, sivil anayasasını aramaktadır.
Cumhurbaşkanlığı seçimi....
Şimdilerde siyasi gündemi oldukça meşgul eden bir başka mesele de Cumhurbaşkanlığı görev süresi ile ilgili belirsizlikler. CHP ve MHP Genel Başkanlarının görev süresinin 5 yıl olduğu yönünde beyanatlar vermelerinin ardından, TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek ten ise ‘’Cumhurbaşkanının görev süresine Meclis karar verir ve YSK uygular’’ yönünde net bir açıklama geldi.
Görünen o ki ; YSK 2012 de oldukça önemli bir takım kararlarla birlikte yine sıkça anacağımız kurumların başında gelecek.
Türkiye Siyasetindeki Fay Hattı.....
Kimileri Ak Parti de çatlak var veya yok tartışmasını sürdüredursun, bana kalırsa Türkiye Siyasetinde, çatlaktan da öte bir ‘’Fay Hattı’’ nın varlığı giderek belirginleşiyor. Fay Hattı nı oluşturan sarsıntılara sebep olması muhtemel plakalar da hemen hemen belli.
Başka bir deyişle 2012 de olası gördüğüm siyasi sarsıntılara dair, siyasi saflar giderek belirginleşmektedir. Bu safların, sıkılaştığını birkaç gün öncesine kadar gündemimizi oldukça meşgul eden Şike Yasası ile birlikte bu yasa teklifinin Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından vetosu ve sonrasında da siyasilerce yapılan beyanatlarda açıkça gözlemlemek mümkündü.
Şike Yasası nı aynen kabul eden siyasiler, toplum nezdinde hanelerine eksi puan alırken, veto ederek dikkatleri üzerine çeken Sayın Cumhurbaşkanımız ise halk nezdinde koskoca bir artıyı hanesine eklemiş oldu.
Normalleşemedik....
Türkiye siyasi gündeminde ileriye dönük belirsizlikler halen devam ediyor ve dolayısıyla da henüz normalleşemedik. Önümüzdeki dönemin ve özellikle 2012 nin, siyasi tarihimiz açısından oldukça önemli olacağı kanaatindeyim.
Bu dönemi, sivil iradeyi tüm kurumlarda hakim kılarak, şikeci, çeteci ve cuntacılardan arınarak, gürültüsüz patırtısız, birbirimizin kimyasını bozmadan, geçirebilirsek ve elbette bir Yeni ve Sivil Anayasa üretmeyi başarabilirsek, şu ana kadar gözlemlediğimiz bir takım öncü sarsıntıların merkez üssü olan Türkiye Siyaseti Fay Hattı nda meydana gelecek herhangi bir şiddetli sarsıntıya rağmen, ülkemiz siyaseti büyük bir yıkımla karşı karşıya kalmayacak ve normalleşmeye devam edecektir.
Ak Parti nin Boyun borcu...
Ak Parti gerçeği, kendisine gösterilen teveccühün hakkını vermek adına yeni dönemde,  en önemli ülke meselelerinden biri olarak gördüğüm ve diğer bir çok meseleyi kökünden kalıcı olarak çözebilecek yeni ve sivil anayasayı, tüm kesimlerin ortak paydası olacak şekilde muhakkak oluşturmalıdır.
Ak Parti , ‘’ Çıraklık ve Kalfalık ’’ dönemi eserlerine ilaveten, ’’Ustalık Dönemi’’ adını verdiği yeni dönemde ‘’ Yeni ve Sivil Anayasa ’’ ile en kalıcı eseri yapmak ve ülke toplumuna sunmakla yükümlüdür.
Yeni Sivil Anayasa ; Ak Parti nin kendisine gösterilen teveccühün boyun borcudur.

15 Aralık 2011
Twitter : @cngzkync

12 Aralık 2011

TRT NEREYE ?



28.11.2011 tarihli Taraf Gazetesi'nde "Kürtçe masal bile yasak" başlıklı haberde, Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat ın Neşe Düzel ile yaptığı roportaja yer verilmişti.


Roportaj basında ve kamuoyunda TRT ile ilgili kısmından ziyade, aslında ''yakın siyasi tarih'' ve ''demokratik açılım'' ile birlikte Sayın Başbakan'ın son ''Dersim açıklaması ve özrü'' ile ilgili oldukça ilginç ve önemli tespitler içermesi ile ilgi çekmişti.



Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat'ın, roportajında "TRT Şeş açıldı diye övünülüyor. Peki, Kürtçe diliyle ilgili program yapmanın yasak olduğunu biliyor muydunuz? TRT Şeş'te çocuklara yönelik program yapılmasının yasak olduğunu biliyor musunuz?" şeklindeki cümleleri sonrası, TRT Genel Müdürlüğü'nden 29 Kasım 2011 de gelen açıklama dikkat çekici.


TRT adına yapılan bu açıklama da , hemen hemen son iki yıldır TRT den gelen ''sert'' ve kurum açıklamasından ziyade ''bireysel'' açıklamalar kapsamında değerlendirilebilecek ''çok saygılı bulmadığım'' uslupta kaleme alınmış.


Örnek vermek gerekirse bu son açıklama da yer alan ''.... başlıklı haberde Dengir Mir Mehmet Fırat isimli eski siyasetçi, ..... '' şeklindeki ifade dikkat çekici.


Sayın Fırat'a ''...isimli eski siyasetçi'' ifadesi yerine, örneğin ''Eski Ak Parti Genel Bşk. Yardımcısı'' ifadesi kullanılması daha saygın ve nezih bir ifade biçimi olmaz mıydı ? Sizin eski siyasetçi dediğiniz kişinin siyaseten taşıdığı titrin pek de sıradan olmadığını tüm Türkiye biliyor da TRT adına açıklama yapanlar bilmiyor mu ?


Üstelik hele de böylesine önemli kurumların, özellikle de ülke siyasetinde önemli görevlerde bulunmuş siyasetçiler hakkında , görevlerinden ayrılmalarını müteakiben, siyaset kurumunu rencide edici ifadeler kullanılması ülkeye ne kadar yararlıdır ? Siyasetin siyesetçinin dünü, bugünü, yarını olabilir ama eski, yeni, taze vs diye tanımlanabilir mi ?


Örneğin, yarın bir gün Sayın Fırat yeniden siyaset sahnesinde bir şekilde görülecek olsa, bu sefer de kendisinden bahsederken ''yeni siyasetçi'' mi diyeceksiniz ?


Bir diğer örnek de; '' ..... isimli çocuk programımızı izlerse orada bol bol Kürtçe masal anlatıldığını görecektir! ... ''


Peki yukarıdaki benzeri alaycı ve kişisel tavsiye içeren bir açıklama şekli, ne zamandan beri bir ''Kurum Açıklaması'' nda kullanılır oldu ? Bu ifadeler içeren bir Kamuoyu Açıklaması na kurum açıklaması demeye inanın zorlanıyorum.



Hazır söz TRT nin Kamuoyu Açıklamalarından edilmişken aklıma 27 Temmuz 2010'dan, 31 Mayıs 2011 tarihine dek TRT Haber'de yayınlanmış olan Kozmik Oda programı geldi, TRT yönetimi tarafından yayından kaldırılan bu program hakkında da bir Kamuoyu Açıklaması yapılacak mı çok merak ediyorum.





Asıl merak ettiğim de bu yönetsel tarzı ile TRT nin nereye gittiği ve varmak niyetinde olduğu elbette ..


Hülasa-i Kelam Varışlar hayrola..


@cngzkync

12 Aralık 2011
 

9 Aralık 2011

Veni Vidi Van -5-


Artçı sarsıntı şokunu atlattıktan hemen sonra, zifiri karanlık sokaklarda gezinmeye devam ettim. Bazı sokaklarda enkaz başlarında, arama kurtarma ekiplerinin gelmesini soğuğa dayanmak için ateş yakarak beklemekte olan yüzlerindeki acı ilk bakışta okunabilen vatandaşlarımız vardı. Bir dokun bin ah işit durumunu göze alarak, zaman zaman acılarına dilim döndüğünce ortak olmak içini kendileriyle sohbet ettim. Kelimeler bazen kifayetsiz kalır ya hani, işte öyle durumlar yaşadım. Kâh kucaklaşıp ağlayarak sessizce, kâh bir sigara dumanını bir süre onlarla paylaşarak. O sokaklara tam tabiriyle ölüm sessizliği hakimdi.
Acıkmıştım haliyle, hoş cebimde bir paket kraker de vardı ancak çıkarıp yemeye inanın insanın içi elvermiyor. Neyse ki bir süre sonra bir Yemek Çadırına rastladım. Diyarbakır Belediyesi'ne ait olan yemek çadırında yeni yeni kuyruk oluşmaya başlamış, duyan çadıra gelmekteydi. Bir süre, acaba benim oradan yemek yemem hakkım mıdır diye tereddüt etmeme rağmen, kuyruğa girdim ve sıramı bekleyip kuru fasulye pilav ve Diyarbakır pidesinden nasibimi aldım. Buradan Diyarbakır Belediyesi'nin depremzedeye bu hizmeti nedeni ile teşekkürü hak ettiğini belirtmek isterim. Gerçekten insani ve önemli bir hizmet sunuyorlardı Erciş halkına.
İki saat kadar ara sokaklarda dolaşıp Kaymakamlık binasının olduğu meydana geri döndüğümde ise İHH nın meydana kurduğu bir başka yemek çadırını görmek beni mutlu etti. İHH ekipleri de bu hizmetlerinden dolayı büyük bir teşekkürü hak ediyor.
Erciş Kriz Masası...
Kaymakamlık binasının önündeki kalabalığa doğru yöneldim, Erciş te elektrikleri olan tek bina Kaymakamlık binası idi, cep telefonumu şarj etmem gerekiyordu ve kapıdaki polislerden rica derek içeri girebilmek için izin aldım. İçerideki manzara bir kaosun mikro ölçeği idi. Van ve Erciş te ağırlıklı olarak ilk bir hafta yaşanan ''kaosu'' Kaymakamlık binasının içerisine girdiğinizde hani derler ya ''lönk'' diye anlamanız gayet mümkündü.
Kaymakamlık binasının hemen girişine 3 masa yanyana kurulmuş ve arama kurtarma ekiplerine liderlik eden birisi de önünde ilk bakışta bir işe yaradığını düşündüğünüz bir laptop ile bölgeye yeni intikal eden arama kurtarma ekiplerini koordine etmeye çalışmaktaydı. Gelen ekiplerin araç gereçlerini ve kaç kişi olduklarını bilgisayara yazmakta daha sonra da, çeşitli kanallardan gelen asıllı, asılsız, mükerrer yada ilksel ihbarlara elinde mevcut kayıt yaptırmış ekipleri yönlendirmekteydi.
Biz de geldik ama boş geldik...
İnanın ismini burada belirtmek istemediğim ama sırf biz de Van depreminde bilmem ne belediyesi olarak da sözüm ona ''oradaydık'' demek için çıkıp gelmiş yetersiz birçok arama kurtarma ekibinin enkazlarda çalışmak üzere kayıt yaptırdığına şahit oldum. Bir kaçının da masada görevli kişi tarafından ''Yahu kardeşim bir tane demir kesme makası ve 6 kişi ile ne diye gelirsiniz ki taa oralardan'' benzeri haklı olarak sinirli serzenişlerine de şahit oldum.
Böyle mi olmalıydı...
Arama Kurtarma ekiplerinin kooordine edildiği masadaki bilgisayarda ne bir harita yüklü idi ne doğru dürüst bir internet bağlantısı var idi ne de bir GPS benzeri donanıma sahip idi. Hangi ekibi gelen ihbardaki adrese, nasıl intikal ettireceklerdi ki ? Böyle mi olmalıydı ?

Arama Kurtarma Ekip Koordinasyon Masası Foto Album
Erciş Koordinasyon Masası....
Hemen ilerisinde ise bir masa ve üç sabit telefondan ibaret Erciş Kriz Koordinasyon Masası bulunmaktaydı. Bu masada adını anımsayamadığım bir sivil polis memuru ve Samsun UMKE ekibinden Dr.Yağmur Yeşilırmak adında inanın son derece cefakar ve insanoğlu insan biri bulunmaktaydı. O gece Koordinasyon Masasına hasbel kader izin alıp içeri girebilmiş ve derdini anlatabilmiş onlarca kişinin, battaniye ve çadır yönündeki acıklı taleplerine, tek tek ilgilenerek ve gönüllerini alarak son derece özverili ve insanca bir yaklaşımla usulca YOK demekteydi. İnanın vatandaşa böyle zamanlarda YOK demenin gerçekten bir usulü var ise, bu usul en iyi şekilde Dr.Yağmur kardeşimiz tarafından icra edilmekteydi.
Teknoloji Marketinin Duyarlılığı....
Erciş Kriz Koordinasyon Masasının bu teknik donanım yetersizliğinden haberdar ettiğim ünlü bir teknoloji marketinin Kriz Masasına Laptop, Yazıcı, Fax Cihazı ve Yedek Kartuşlardan oluşan teknik yardım desteğinde bulunması ise ayrıca teşekkür gerektiriyor. Gerçekten de duyar duymaz eksiklerin tamamlanması yönünde gerekeni eksiksiz ve hızla yerine getirdiler. Sağolsunlar !
 
@cngzkync