4 Temmuz 2015

Rojava'da Son Durum -2-

Devamen...

YPG/J’nin IŞİD’in Suriye’de ilan ettiği başkent Rakka’ya yönelmesi ile ilgili kişisel kanaatimi ve sorularımı bir önceki yazıda belirtmişken,

Gelin biraz da IŞİD’in savaş stratejisine, nasıl ilerlediğine ve yayıldığına bazı kaynaklardan faydalanarak bakmaya ve anlamaya çalışalım...

Sonrasında IŞİD’in son Kobane saldırısının hangi amaçla yapılmış olabileceğini anlamamızın da kolaylaşacağını düşünüyorum.

IŞİD’in Savaş Tekniği...

Bu ara başlığa toplamda IŞİD’in genleşme veya savaş stratejisi de diyebiliriz...

IŞİD’in kendi yayın organlarından olan Dabık’ın Kasım 2014 sayısında örgütün stratejisi ‘’kalma’’ ve ‘’genişleme’’ olarak belirtilmiş...

Bunu şöyle yapıyorlar ;

Öncelikle kent merkezlerine yakın küçük köylere, bomba yüklü araçlarla genellikle iki ayrı noktadan saldırı düzenlenilerek giriş harekatı veya bir başka tanımla kapı açma operasyonu yapılıyor,

Bombalı araçların çoğunun IŞİD saldırısından kaçan IRAK ordusundan ele geçirilen ABD yapımı Humvee denilen araçlardan oluşması ise ayrı bir trajik gerçeklik...

Bombalı araç saldırısı sonrasında, bu küçük ve nispeten savunmasız köylere üzerlerinde intihar bombacısı yeleği olan öncü savaşçılar giriyorlar,

Bu öncülerin hemen arkasından da hafif silahlarla donatılmış savaşçılar, çoğu artık sembolleşmiş Toyota marka Pick Up tipi araçlar eşliğinde yerleşim birimine girerek istilayı gerçekleştiriyorlar.

Bir kent birimine, yani köylerden daha büyük yerleşim merkezlerine bir saldırı yapılacaksa, çevre köylere yapılan direk operasyondan farlı olarak, öncelikle bir içeri ‘’sızma’’ harekatı gerçekleştiriliyor.

Böylelikle çevre yerleşim birimlerine yapılan işgaller bu sızma harekatı ile birleştirilerek büyük hedefe ulaşılıyor.

Kısa adı ISW olan, Savaş Çalışmaları Enstitüsü buna Kemer Stratejisi adını veriyor...

Bu stratejiye göre, önce geniş şehir merkezlerini çevreleyen kasaba ve köyler alınıyor, yollar kapatılıyor ve bir kuşatma kemeri yaratılıyor.

Sonra kemer daraltılıyor ve hedefteki yerleşim birimi ele geçiriliyor.

IŞİD’in, başkent ilan ettiği Suriye kenti Rakka ve Irak'ın ikinci büyük kenti Musul da, bu savaş stratejisini hayata geçirerek başarı sağladığını,

Ele geçirdiği yerlerde kalmayı sürdürürek diğer bölgelere doğru etki alanını hızla ve rahatça genişlettiğini görebiliriz.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, zaten bu eylem biçimi yani ‘’kalma’’ ve ‘’genişleme’’ örgüte yakın yayın organı Dabık’ın Kasım 2014 sayısında örgütün savaş stratejisi olarak belirtilmiş...

Geçtiğimiz Mayıs ayında Irak’ın Anbar Eyaleti'nin önemli bir yerleşim birimi olan Ramadi kentini ve yine stratejik ve tariihi bir kasaba olan Palmira'yı da bu yöntemle ele geçirip bölgeye yerleştiğini de söyleyebiliriz.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Savaş Çalışmaları Enstitüsü'ne (ISW) göre IŞİD’in nihai amacı küresel hakimiyet olarak görülmekte.

ISW’e göre IŞİD, dünyayı üç ayrı coğrafik halkaya ayırmış durumda.

Buna göre iç halka Irak ve Suriye, bunun hemen dışındaki halka Ortadoğu ve Kuzey Afrika, en dış halka ise ABD, Asya ve Avrupa’yı kapsıyor....

ISW’e göre her bir halkada, geleneksel savaş, gerilla savaşı ve terör saldırıları olmak üzere farklı askeri stratejiler kullanılıyor.

En iç halka olan Suriye ve Irak ise bu üç farklı stratejinin tamamının birden kullanıldığı en kaotik ve kanlı bölgeyi oluşturuyor.

IŞİD’in stratejisini böylece kısaca özetledikten sonra IŞİD’in Kobane saldırısını değerlendirmek sanırım şimdi daha kolay olacaktır...

O halde şimdi sorumuzu soralım ve cevap arayalım...

IŞİD Kobane’ye Neden Saldırdı...

IŞİD’in genel stratejisine yukarıdaki satırlarda çeşitli kaynaklardan faydalanarak baktıktan sonra, IŞİD’in son kanlı Kobane saldırısının herzamanki sadırılarından farklı bir amaç taşıdığını söyleyebilirim.

Bunun en açık delilleri olarak ise size,

IŞİD’in Kobane saldırısının silahlı birimlere yönelik değil silahsız sivillere yönelik bir saldırı olmasını,

Sadece 60 kişilik küçük bir güç ile bir tür vur kaç eylemi olmasını,

Saldırıyı yapan grubun arkasında bir destek gücü bulunmamasını gösterebilir ve dolayısıyla saldırı amacın esasen Kobane’yi almak olmadığını söyleyebilirim.

Asıl amacın ne olduğuna dair birkaç farklı neden belirtmek mümkün olmakla birlikte ben IŞİD’in Kobane saldırısının arkasındaki en önemli nedenin,

IŞİD’in Kobane, Şengal, Ayn El İsa ve son olarak da stratejik bir nokta olan Tel Abyad yenilgisi ile kaybetmekte olduğuprestiji’ geri kazanma çabası olduğunu,

Sürekli şekilde prestij ve itibar kazanan YPG/J güçlerinin bu başarılı grafiğinin tersine döndürülme çabası olduğunu düşünüyorum.

IŞİD’in Kobane saldırısı bir diğer ifadeyle ‘’biz varız bitmedik’’ deme çabası ve elbette son yenilgilerine karşılık bir ‘’intikam’’ saldırısı olduğunu da söyleyebiliriz

Tel Abyad yenilgisinin hemen ardından gelen IŞİD’in Kobane saldırısının YPG/J’nin Rakka’ya ilerleyişini durdurmak olabileceği fikrine ise katılmıyorum,

Zira ben Rakka’yı şu aşamada YPG/J güçleri için riskli ve gereksiz bir çatışma alanı olarak görüyorum.

Kobane ve Cizire kantonları arasındaki stratejik noktaları yeniden ele geçirerek Türkiye-Suriye sınırının toplam uzunluğunun yarıya yakınının denetimini eline alan YPG/J’nin,

Rojava bölgesine konsantre olması ve muharebe alanını daha fazla genişletmemesini, Rojava’nın IŞİD tehlikesine karşı korunmasında daha önemli ve doğru buluyorum.

Rakka’dan ziyade, Rakka-Kobane-Cerablus arasinda yer alan ve stratejik bir bolge olan Sirîn beldesine doğru yapılan yeni ve güncel hamlenin, Rojava’nın IŞİD’e karşı korunmasında daha yerinde bir hamle olduğu kanaatini taşıyorum.

YPG/J güçleri Sirin beldesini de özgürleştirebilirse, Cerablus’un Türkiye ve Rojava ilişkilerinin onarılmasında yeni ve iyi bir fırsat doğurabileceği kanaatini taşıyorum.

Hoş Kalın

3 Temmuz 2015

Rojava'da Son Durum -1-

Son günlerin en önemli gelişmelerinden bir kısmı da, genel seçimler ve sonuçları, muhtemel koalisyon oluşumları, meclis başkanı seçimi ve erken seçim olasılıkları dışında elbette Rojava’da yaşanan gelişmelerdi.

Türkiye’nin güney sınırına denk gelen, Suriye’nin kuzeyindeki Rojava bölgesinde, oldukça önemli gelişmeler yaşandı.

Tel Abyad Operasyonu...

Tel Abyad, IŞİD güçlerinin Türkiye’nin Akçakale sınır kapısına komşu ve IŞİD’in Türkiye’ye açılan kapılarından biri olması anlamında ‘’stratejik’’ bir yerleşim birimiydi.

Bir diğer husus da, IŞİD’in PYD yönetimi altındaki Kobane ve Cizire kantonları arasında yer alan bu bölgeyi elinde tutarak, bu iki Rojava kantonunun birbiriyle olan doğal stratejik bağlantısını kesmesiydi.

Türkiye’nin sınır güvenliğinde tedbirsizlik, zaafiyet ve benzeri elde olan veya olmayan birtakım sebeplerden dolayı açıkça yetersiz kaldığı bir ortamda,

Kendine çeşitli türden destek sağlamak noktasında Tel Abyad, şüphesiz IŞİD için çok önemli bir ‘’geçiş noktası’’ özelliği taşımaktaydı.

Rojava’nın silahlı gücü YPG/J’nin ön hazırlığı ve son hamlesi ile birlikte tamamı yaklaşık bir aylık bir zamanı kapsayan Tel Abyad’ı özgürleştirme operasyonu gerçekleşti.

YPG/J, Cizire Kantonu'nun batısında, 6 Mayıs itibariyle '’Şehit Rubar Qamışlo Hamlesi’' adıyla bir dizi operasyon başlatmıştı.

Tel Abyad'ın güneyinden ve doğusundan yani Cizire kantonu tarafından yapılan askeri operasyonlara ek olarak,

Batıdan yani Kobani kantonu tarafından da operasyonlar yapılmış ve böylelikle Tel Abyad batı, doğu ve güneyden kuşatılarak son hamle için gerekli hazırlık yapılmış oldu.

Tel Abyad çevresindeki farklı cephelerde IŞİD adım adım geriletilerek yapılan operasyonlar sırasında YPG/J’nin açıklamasına göre IŞİD’e 500’ün üzerinde kayıp verdirilmişti.

Bu noktada YPG/J savaşçılarının kahramanlık, azim ve başarılarına önemli bir katkının da elbette koalisyon uçaklarının Tel Abyad çevresinde yaptığı YPG/J ile koordineli bir dizi bombardımandan geldiğini söylememiz gerekir.

Tel Abyad’ın IŞİD kontrolünden geri alınması sonrası yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı üzere koalisyon uçakları, karadaki operasyonlarla sıkı bir koordinasyon içinde yer almıştı.

Örneklemek gerekirse, Beyaz Saray Basın Sözcüsü Josh Earnest, Tel Abyad'ın ele geçirilmesi ardından,

"Bu, koalisyonumuzun; karada becerikli, etkili yerel savaşçıları destekleyebildiğinde IŞİD'e karşı önemli bir ilerleme sağlayabileceğinin göstergesi" demişti.

Koalisyon desteğine bir başka örnek vermek gerekirse, Orta Doğu uzmanı Bill Law’un yaptığı şu değerlendirmeyi de gözden kaçırmamak gerekir, Law

"Şüphesiz, müttefiklerin hava desteği olmadan Tel Abyad'ın kurtuluşu gerçekleştirilemezdi ama YPG de birkaç aydır IŞİD'e karşı azmini ispatlamış bir savaşçı güç" demişti.

Suriye'deki muhaliflere yakın çizgide olan, İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları için Gözlemevi (SOHR) Genel Müdürü Rami Abdurrahman ise ;

‘’Tel Abyad'ın yapısı nedeniyle koalisyon uçaklarının bombardımanı sonucu IŞİD'lilere Rakka'dan yardım gidemedi, Kürt güçleri bölylece köy köy ilerledi, sonuçta Tel Abyad içinde sadece yaklaşık 150 IŞİD militanı kaldı’’ demişti.

IŞİD’in Tel Abyad’ı neden fazlaca direnemeden, bir anlamda geri çekilerek hakimiyet ve yönetimini yeniden ve mecburen PYD kontrolüne bıraktığını anlamamıza yardımcı olacak yukarıdaki açıklamalara ilaveten,

Burkan El Fırat (Fırat Volkanı) ve Liwa El Tahrir güçlerinin Tel Abyad içerisindeki uyuyan hücrelerinin de Tel Abyad özgürleştirme harekatının başarıyla sonuçlanmasında, oldukça önemli bir katkı sağladığını belirtmek gerekir.

YPG/J Rakka’ya İlerlerken...

Tel Abyad’ın yeniden PYD denetimine geçmesinin ardından, Rojava’nın silahlı güçleri YPG/J savaşçılarının IŞİD’in Suriye’deki başkenti olarak görülen Rakka’ya 20 Km mesafeye kadar ilerleme kaydettiğini de gördük.

İşte tam da bu sırada, yani YPG/J'nin Rakka’ya yaklaşmakta olduğu sırada, IŞİD’in Kobane’ye saldırısı gerçekleşti.

Kobane bu saldırıya hazırlıksız yakalanmıştı, savaşan güçlerinin çoğu Tel Abyad operasyonu için kent dışına çıkmış ve Kobane’nin güvenliği her zamankinden daha zayıftı.

IŞİD’in Kobane’ye ani bir baskın yaparak, resmi açıklamalara göre %90’a yakını silahsız, kadın, yaşlı ve çocuklardan oluşan 233 sivili ve 23 YPG/J savaşçısını katlettiğine maalesef şahit olduk.

Rakka YPG/J İçin Bir Tuzak Olabilir mi ?...

Elimizde istihbari bir bilgi veya açıklama yok, bu nedenle Rakka’ya ilerlemenin askeri ve stratejik gerekliliğini doğal olarak tam bilemiyoruz, ancak eldeki verilerle değerlendirecek olursak,

Rojava yönetiminin silahlı güçleri YPG/J’yi Rakka’ya yöneltmesini, Rakka’nın Rojava doğal sınırları dışında ve IŞİD’in en güçlü olduğu yerlerden biri olması nedeniyle, şahsen doğru bulmadığımı belirtmek isterim.

Yaklaşık bir ay sürmüş Tel Abyad harekatı sonrası muhtemel muharebe yorgunluğuyla, IŞİD’in en güçlü kalelerinden biri olan Rakka’ya, başkent ilan ettikleri bir yerleşime yönelmek, bunu geride Kobane’yi de savunmasız bırakarak yapmak, ne derece yerinde bir hamleydi...

Mesele IŞİD ve Rakka ise, bunu da Kürt güçlerinin sırtına yüklemenin şu ortamda Kürtleri ölümcül bir tuzağa çekmek olmadığını kim söyleyebilir...

Konu Rakka’nın özgürleştirilmesi ise, bunu da Türkler, Araplar, Koalisyon güçleri vs birlikte yapsalar çok daha doğru olmaz mı...

IŞİD ile mücadele belli ki devam edecektir, bunun Kürtleri esasen direkt ilgilendirmeyen Rakka gibi coğrafyalarda dahi, Kürtlerin canları ve kanları üzerinden yürütülmesi ne kadar doğrudur...

Elbette sonuç itibariyle bu ilerlemenin gerekliliği veya yanlış bir yönelim olup olmadığı noktasında son sözü söyleyecekler, duruma açıklık getirecek olanlar,

Bugüne kadar Rojava’da IŞİD’e karşı tüm dünyanın da takdir ettiği üzere kahramanca savaşmış ve halen savaşan YPG/J yetkilileri olacaktır.

Devam edecek...

Hoş Kalın
@cngzkync

23 Haziran 2015

Kürdofobik Birey ve Devlet Aklı -3-

Irak-Türkiye ilişkilerine kısaca göz gezdirmiştik,

Türkiye’nin Kürdofobik devlet aklının mahsulü olan Kırmızı Çizgilerinin,

Zaman içerisinde nasıl pembeye dönüştüğünü hatırlamıştık...

Sonrasında ise Suriye’ye de birlikte bakmıştık.

Gelelim değerlendirmemize...

Ülkemizin endişelileri yine sazı almışlar ellerine,

Bu aralar sıkça tıngırdatıyorlar kırmızı çizgi türkülerini...

Bu seferki türküleri ise biraz daha değişik.

Kürdofobilerini öylesine coşturmuşlar ki,

Til Abyad’ın IŞİD güçlerinin elinden geri alınmasını,

İnsanların zulümden kurtarılmasını bile üzüntüyle karşıladıklarını gizleyemiyorlar...

Bunu hem AKP’lilerin söylemlerinden açıkça anlıyoruz,

Hem de kendilerine yakın gazetemsi paçavralarda attıkları akıl almaz manşetlerde açıkça gözlemleyebiliyoruz.

YPG gibi kendi vatan toprağını ve halkını savunmaktan başka bir çabası olmayan,

Geneli, yerleşik halktan ve çoğu gönüllülerden oluşmuş bir öz savunma gücünü,

Alçakça, hayasızca ve arsızca, hiç utanıp sıkılmadan kalkıp

Tecavüzlerle anılan,

Kafa kesen görüntülerle hatırlanan,

Kafeslerde hunharca insanları diri diri yakan bir örgüt ile karşılaştırabiliyorlar...

YPG’nin IŞİD’den daha tehlikeli olduğunu manşetlerden alçakça söyleyebiliyorlar.

Bununla yetinmedikleri gibi,

Savaştan ve IŞİD zulmünden canhıraş şekilde kaçan,

Başka bir alternatif bulamadıkları için mecburen Türkiye’ye sığınan,

Çoğunluğu Arap ve Türkmenlerden oluşan insanların da,

YPG, orada ‘’etnik temizlik’’ yaptığı için zorla gönderildiğini iddia edebiliyorlar...

Bunları söylerken ve iddia ederken,

Elbette IŞİD’in Til Abyad sokaklarındaki tutsak sergi kafeslerini görmezden geliyorlar,

Çatışma olan bir ortamdan insanların daha güvenli bir yere doğal olarak gideceklerini,

Söz konusu dahi etmiyorlar...

Hele de Til Abyad sanki onlarca yıldır IŞİD’in yönetiminde bir yerleşim yeriymişcesine,

Orası için yayın organlarında ‘’YPG’lilerin eline geçti’’ ifadelerini kullanmaktan,

Ne utanıyorlar ne de çekiniyorlar...

Be hey insafsızlar, be hey vicdansızlar,

Bu kadar mı hemhal oldunuz IŞİD ile, bu derece mi kronik Kürdofobiklersiniz...

Ey sen Kürdofobik kardeş ve ey sen Kürdofobik devlet aklı !

Sizler istemeseniz, sabah akşam çıldırasıya ayak diretseniz bile,

Tarih,

Kürtlere ve Türklere bu ortak vatan toprağında birlikte yaşamayı,

1071’de Malazgirt’de,
1915’de Çanakkale’de,
1974’de Kıbrıs’da,

Ve elbette Kurtuluş Savaşında yaptıkları gibi,

Diğer tüm Türkiyeli halklarla birlikte ittifak kurmayı yeniden zorunlu kılmaktadır.

Bu gerekli ve olası ittifakın önünde, ne senin bireysel fobi ve saplantların,

Ne de senin ona da bilerek bulaştırdığın kırmızı çizgili, fobik ve saplantılı devlet aklın,
Dur-ma-ma-lı-dır...!

Israrla durdun/uz diyelim, o zaman ne mi olur...

O halde bu sorunun doğru cevabı için, gelin eğri oturup doğru konuşalım...

Ne Sanıyorsunuz...

Kimlik dahi verilmemiş Suriye Kürtlerinin kimliklerinden sittinsene vazgeçtiklerini,

Veya yarın vaz geçeceklerini mi sanıyorsunuz...

En temel insani hakları on yıllardır gasp edilmiş insanların,

Haklarını aramayacaklarını, almayacaklarını, unutacaklarını mı sanıyorsunuz...

O insanların zulme eywallah diyceklerini mi sanıyorsunuz...

Ya da Türkiyeli Kürtlere yıllar boyu dediğiniz gibi, Suriyeli Kürtlere de ''terörist'' diyerek,

Onların en temel insani haklarına kavuşmalarını engelleyebileceğinizi mi sanıyorsunuz...

IŞİD ne ise YPG de odur öylemi... ?!

Aklı Başa Devşirelim...

Türkiye halkları olarak unutmayalım ki,

Artık akıllı olmak ve aynı coğrafyayı yüzyıllardır paylaştığımız Suriyeli, Iraklı, İranlı tüm Kürtlerle, stratejik, politik ve ekonomik müttefik olmak durumundayız.

Bu coğrafyada, ‘’Türk’ün Türk’den başka dostu yoktur’’ gibi cümleleri ifade ederken gözden kaçırdığınız, aradığınız o iyi dost IŞİD değil Kürtlerdir.

Türkiye ile ekonomik anlamda entegre olmuş bir Irak Kürdistanının bize hiç bir zararı olmamıştır...

Tam tersine son derece önemli katkısı vardır ve olmuştur...

Suriye’de de söz konusu olabilecek bir Suriye Kürdistanının veya adı her ne olacak ise bölgesel bir Kürt yönetiminin de Türkiye’ye zararı yoktur, tam tersine faydası vardır

Türkiye ve diğer ülke sınırları içerisindeki Kürtler arasındaki iyi ilişkiler her iki taraf için de hayati önem taşımaktadır.

Suriye’nin kuzeyinde bir Suriye Kürdistan’ı kurulur yada kurulmaz, bunu zaman gösterecektir.

Lakin, Türkiye halkları olarak bizler ve devletimiz,

Suriye Kürtlerini, vaktiyle Irak Kürtlerini ve tabi ki kendi Kürtlerimizi tehdit olarak gördükçe, dışladıkça ve onlardan uzak durdukça,

Tüm bölge Kürtleri birbirlerine şüphesiz herzamandan daha da fazla yakınlaşacaktır.

Türkiye, Suriye Kürtlerine mesafeli duracağına ve bir tehdit olarak göreceğine,

Özellikle de Suriye’nin içinde bulunduğu şu kaotik dönemde onlara destek olmalı,

Tecavüzcü, kafa kesen, insanları diri diri yakan örgütleri sırtlayacağına,

Vatandaşlarını ve devlet aklını Kürdofobiye esir edeceğine,

Bölge Kürtlerinin Türkiye ile ekonomik ve siyasi anlamda entegrasyonu ile yeni bir ortadoğu oluşmasına özel çaba sarf etmelidir.

Umalım Türkiye,

Vaktiyle Irak Kürdistanında yaptığı hatayı tekrarlamasın ve bölge politikasını yenilesin,

Kürtlerin bölgedeki haklı mücadeleleri sonucu elde ettiği zaferler karşısında yine anlamsız ‘’kırmızı çizgiler’’ oluşturmasın,

Türkiyeli halkların umut dolu yarınlarını Kürdofobik tutumlara mahkum etmesin ve hiç de mantıklı ve stratejik olmayan saçma sapan dirençler göstermesin.

Türkiye, bölgesinde ve dünya ölçeğinde büyüyecekse,

Bunu Türkiye’deki ve bölgedeki diğer Kürtlerle birlikte omuz omuza verip güç birliği oluşturarak,

Türkiye dışındaki Kürtlerle entegre olarak yapabilir.

Türkiye, ne kendi vatandaşı olan Kürtleri kendi kaderlerini tayin etme hakkını kullanmaya zorlamalı,

Ne de kendi vatandaşı olmayan Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkına olumsuz müdahalelerde bulunmalıdır.

Umalım seçimler sonrası oluşan yeni dönemde, birey, hükümet ve devlet aklı artık kendini  

Kürdofobiden kurtarır ve sağlıklı kararlarla yola devam ederek ülkenin önünü açar...

Hoş Kalın
@cngzkync

18 Haziran 2015

Kürdofobik Birey ve Devlet Aklı -2-

Irak-Türkiye ilişkilerine kısaca göz gezdirip, Türkiye’nin Kürdofobik devlet aklının mahsulü olan meşhur Kırmızı Çizgilerinin zaman içerisinde nasıl pembeye dönüştüğünü hatırladıktan sonra, Suriye’ye de birlikte bakalım.

Şimdilerde, Suriye ve kuzeyi de, Irak ve kuzeyi ile biribirine birçok noktada benzeyen, tarihi bir süreçten geçiyor desek yanlış bi rifade kullanmış olmayız değil mi...

Baksanıza, yine geçmişte Irak ile ilgili Türkiye’deki benzer çevrelerden gelen Kırmızı Çizgi yaygaraları, bu sefer Suriye için yapılıyor..

Diğer yandan da Kürtler, Suriye’nin kuzeyinde, yani Rojava’da, tıpkı Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerin yaptığı gibi, kendi kendilerini yönetme haklarını hayata geçiriyor ve bunu kalıcı şekilde tesis etme yolunda ilerleme kaydediyorlar...

Gelin olan biten hakkında görüş bildirmeden önce bölgeyi, bölgedeki unsurları ve bölge hakkında konuşurken sıkça kullanılan bazı terimleri hatırlayalım ve öyle devam edelim...

Rojava Neresi...

Efrin, Kobane, Ciziri bölgelerinin birleşiminden oluşan ve Türkiye’nin Suriye ile olan sınır hattının yaklaşık 750 Km lik bir kısmını oluşturan bölgenin tamamı Rojava olarak adlandırılır.

Kürtçe'de batı anlamına gelen Rojava, Suriye'de Kürtlerin yaşadığı ülkenin kuzey doğusundaki bölgeye verilen isimdir ve "Batı Kürdistan" anlamındadır.

Bu bölgede Derek, Kamışlı, Serekaniye, Telabyad, Kobani, Azez ve Afrani kentleri bulunmaktadır.

Bu bölgede Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Ezidiler birlikte yaşamaktadırlar.

Rojava bölgesi genelinde yaklaşık 3 Milyon Kürt yaşamaktadır.

Cizire Kantonu...

2 Milyon civarı Kürt, ağırlıklı olarak genel adı Rojava olan bölgenin Ciziri olarak anılan ve Derik’ten Serakaniye bölgesine kadar olan doğu tarafında, yani Irak Kürdistanına yakın tarafında yaşamaktadırlar.

Ciziri bölgesi adını Türkiye sınırları içerisinde yer alan Cizre’den almıştır ve Türkiye sınırları içerisinde yer alan Cizre ve Nusaybin’in güneyinde yer alan bölgedir.

Rojava’da, 21 Ocak 2014 tarihinde Demokratik Özerkliğini ilk ilan eden kantondur.

Üç resmi dilli Cizîre Kantonu, bir kanton başkanı ve 22 kişilik bakanlar kurulundan oluşmaktadır.

Cizire’de Arap, Ermeni, Asuri-Süryaniler yoğun olarak yaşamaktadır.

Buradaki 22 bakanlıkta kadın, genç, Süryani ve Araplar da yer almaktadır.

Kobane Kantonu...

Rojava’nın Kobane olarak anılan bölgesi, Türkiye sınırları içerisinde buluna Suruç Ovası’nın güneyinde bulunan bölgesidir.

Cizîre Kantonu Demokratik Özerk Yönetimi'nin ilanından sonra, 27 Ocak’ta Kobanê Kantonu da özerk yönetimini ilan etti.

Kobanê Kantonu da bir kanton başkanının başkanlığında 22 kişilik bir Bakanlar Kurulu ile yönetiliyor.

Yaklaşık 400 Bin Kürt bu bölgede yaşamaktadır.

Efrin Kantonu...

Yine Rojava olarak anılan bölgenin en batısında yer alan bölge ise Efrin olarak anılmaktadır.

Efrin olarak anılan bölge Türkiye’nin Kilis yerleşim biriminin güneyinde kalan bir bölgedir.

Rojava'nın Cizîrê ve Kobane kantonlarından hemen sonra Efrin de Demokratik Özerk Yönetimi'ni 29 Ocak 2014 tarihinde ilan etmiştir.

Bu bölgede de yaklaşık 500 Bin civarında Kürt yaşadığı bilinmektedir.

Kanton Nedir...

Suriye’nin kuzeyinde, Kürtlerin başı çekerek diğer halklarla birlikte oluşturduğu Kanton sisteminin özünde, Suriye’den kopmadan, tek bir bölgeye sıkışıp kalmadan, olabildiğince çok özerk yönetimlere ayrılarak, genel demokratik sistemi sağlama fikri bulunmaktadır.

Rojava’da iki temel siyasi gücün oluşturduğu iki meclis bulunmaktadır.

Bunlardan biri, kanton yönetimine pek sıcak bakmayan ve aralarında sol partiler ile birlikte, Barzani’ye yakın partilerin de olduğu, çok bileşenli bir yapı olan Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi - ENKS’dir.

Diğeri ise, kanton sistemini ilan eden, PYD’nin etkin olduğu Rojava Demokratik Özerklik Yönetimi Yasama Meclisi.

Rojava’da ayrıca bir toplumsal sözleşme oluşturulmuş.

Bu sözleşme güçler ayrılığını, bireyi ve farklı kültür, etnisite, inanç gruplarını yönetime karşı korumayı da açıkça tahahhüt ediyor.

Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için, demokratik toplum bileşenlerinin çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için, kadınların haklarının kökleşmesi için, savunma, özsavunma, inançlara özgürlük ve saygı için....

Şeklindeki ifadelerle başlayan Rojava toplumsal sözleşmesi,

Bizler; Kürtler, Araplar, Süryaniler Asuri, Keldani ve Aramiler, Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz...

Diyerek bitiyor...

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

Hoş Kalın
@cngzkync

17 Haziran 2015

Kürdofobik Birey ve Devlet Aklı -1-

YPG ve YPJ güçlerinin Kobane’de IŞİD’e karşı elde ettiği tarihi ve stratejik zafer sonrasında, YPG/J güçlerinden IŞİD’e karşı kazanılan yeni bir başka tarihi ve stratejik zafer bu sefer Tel Abyad’da geldi.

Efrin, Kobane ve Cizire adındaki üç kantondan oluşan Rojava bölgesinde, Kobane ve Cizire kantonu arasındaki bölgede stratejik bir nokta olan Tel Abyad (Gre Spi) uzunca bir süredir IŞİD denetimi altındaydı.

Suriye’de yıllarca yok sayılmış ve belki de Ortadoğu coğrafyasındaki Kürtler içinde en fazla mağdur edilenlerden olmuş Suriye Kürtlerinin elde ettiği başarılar elbette Türkiye’deki bazı çevreleri de Kürdofobileri nedeniyle rahatsız etmekte.

Kuruluşundan bugüne Cumhuriyet tarihi boyunca ve hatta Osmanlı’nın son dönemlerinden bugünlere devrolunan bir fobi, eski şiddetine sahip olamasa da hala varlığını devam ettirmekte.

Türkiye’nin klasik devlet aklının genetik bir kalıntısı olarak, kendi sınırları içindeki veya dışındaki Kürtlere karşı özenle yerleştirilmiş o hastalıklı zihniyet ürünü Kürdofobi, (Kürt kimliğinden korkan ve onu hor görüp, aşağılayan) ne yazık ki hala varlığını sürdürüyor.

Kürdofobinin hala devam ettiğini Suriye Kürtlerinin Rojava’da yaşayan sayıca az olsalar da diğer halklarla da omuz omuza vererek elde ettiği kazanım ve başarılar sonrasında şimdi yeniden karşılaşmaktayız.

Bazı yazar, yorumcu ve analistlerin bireysel Kürdofobik yaklaşımlarının yanında daha da önemli bulduğum, bu yaklaşımın devlet nezdinde hala ‘’Kırmızı Çizgiler’’ denilerek keyfe keder yani iktidarların konjonktürel arzularına göre gerektiğinde çekmeceden çıkarılıp topluma pompalanması.

Her ne kadar şu an henüz yeni bir hükümet kurulmuş olmasa da, 13 yıl sürmüş AKP iktidarının, IŞİD ile dostane Suriye Kürtleri ile hasmane olan politikalarında yürüttüğü Kürdofobik ve Kırmızı Çizgili zihniyet halen hakim görünüyor.

Bugünlerde bazılarının topluma korku pompalarken kullandıkları temel söylemler de özetle şunlardan ibaret ;

‘’Sınırımızda bir Kürt devleti kurulmasına izin vermeyiz, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız. Oralarda yeni Kürt devletleri kurulursa Türkiye’deki Kürtler de devlet kurmak isterler, bölünürüz.’’

O halde bu yaklaşımlara biraz tarihçe geriden gelerek, yani Irak’tan başlayarak ve sonra Suriye’ye bir projeksiyon yaparak daha yakından bakalım.

Irak ile ilgili geçmişteki Kırmızı Çizgilerden bugüne nasıl gelindi, ticari ilişkiler ne düzeyde, kısaca sıkılıkla kullanılan ancak doğru bilinmediği için başka yapılarla özdeşleştirilen, YPG nedir, YPJ nedir, kanton nedir, kantonların demograik yapıları nasıldır gibi konulara kısaca değinerek, bugün içinde bulunduğumuz durumu anlamaya çalışalım.

Hafızalarımızı Tazeleyelim....

Irak’tan başlayalım hafızalarımızı tazelemeye, oradaki Irak Kürdistan Federe Devletinin kuruluşu öncesi neler yaşanmıştı sonra nereye gelindi birlikte hatırlayalım.

Bir zamanlar Türkiye Devleti, Kürt liderler Barzani ve Talabani'yi Sınır Karakolu Komutanlarına veya en fazla İlçe Kaymakamlarına muhatap ederdi.

Aynı Kürdofobik Türkiye Devlet Aklı, Merhum Özal’ın aynı Kürt liderleri Cumhurbaşkanı düzeyinde kabul etmesi sonrası, neredeyse Turgut Özal’ı vatan hainliği ile bile suçlamıştı.

Sonrasında nasıl olduysa Merhum Demirel de, Merhum Özal’ın açtığı bu doğru yoldan devam etmiş, belki de etmek gerektiğini bir şekilde anlamış ve Irak Kürdistan ile Türkiye ilişkilerinde bugünlere kadar gelinmişti.

Kürdofobik devlet aklına rağmen nasıl olduysa 1991 yılında Demirel ‘’Kürt realitesini tanımak lazım’’ demişti.

Demişti demesine ancak, tabi yine kendilerinin herkesten daha çok vatansever olduğunu iddia eden ve öyle gören bazı Kürdofobik çevrelerce kıyametler de koparılmıştı.

Fakat sonuç itibariyle Türkiye, vaktiyle ‘’kırmızı çizgimiz’’ diye tanımladığı, ‘’Kuzey Irak ta özerklik olmaz, ayrı bir Federasyon olmaz’’ şeklindeki söylemlerini de zaman içinde çoktan terk etmişti.

Hatırlayanlar olacaktır, zaten Türkiye’nin bu türden ‘’kırmızı çizgileri’’ ne Kürtler ne ABD ve ne de diğer global denge unsurları tarafından hiç ciddiye alınmamıştı.

Kırmızı Çizgileri bir yana bırakın, 2010 yılında çok yerinde bir kararla Türkiye olarak Erbil’de bir Başkonsolosluk bile açmıştık.

Öyle sular akmıştı ki o kırmızı çizgilerin üzerinden bugüne ve o kırmızı çizgiler öyle itina ile pembeleştirilmişti ki, artık Türkiye ve Irak Kürdistanı arasındaki ilişkiler her iki tarafı da ihya edecek boyutlara ulaşmıştı.

Nasıl mı ? Şöyle ki ;

Irak Kürdistanı özellikle petrolden elde ettiği gelirle yaptığı ticaretin yaklaşık %80 ini Türkiye ile yapar duruma gelmişti.

Irak pazarlarının % 80’ini Türkiye menşeili ürünler doldurmaya başlamış ve bu ticaretin boyutu ise Türkiye açısından 2010 yılı itibariyle 5,2 Milyar USD lik bir dış ticaret hacmine ulaşmıştı.

Bu hacmin 2014 yılı sonu ile 20 Milyar USD ye çıkarılması ise Haziran 2010’da Erbil’de yapılan bir toplantıda taraflarca kararlaştırılmıştı.

Bu rakamların önemini daha iyi anlamak için Türkiye’nin tüm Afrika ile olan ticaret hacminin ise yaklaşık 7 Milyar USD seviyelerinde olduğunu belirtmekte fayda var.

Devam edecek...

Hoş Kalın